X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Medeni Kanun ve 14 Mart

Medeni Kanun ve 14 Mart

Medeni Kanun ve 14 Mart

Dr. Yahya R. Laleli

Hacettepe Üniversitesindeki akademik kadrodan ayrılıp Düzen Laboratuvarını kurduğumdan bu yana 50 yıldan fazla oldu! Üniversitedeki kadromdan emekli olmadan ayrıldım. 1978 yılında 2162 sayılı kanun yürürlüğe girene dek Radyasyon Biyolojisi ve Biyokimya derslerime devam ettim. Bu dönemde Marmara Tıp Fakültesinde, Gazi Üniversitesinde Nükleer Tıp dersleri kapsamında Radyasyon Biyolojisi dersleri de verdim. Kanunların, bir toplumun bireylerinin uyması gerekli en üst kurallar olduğu bilinci ile 2162 sayılı kanun yürürlüğe girince bu görevlerimi bıraktım. 

Bu geçmişimi dile getirmemin nedeni, o dönemi romantize etmek değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin sağladığı ‘Eğitimde Eşitlik’ imkânları ve kabulünün 100. yılını kutladığımız ‘Türk Medeni Kanun’unu sizlere hatırlatmak.  Kanunun hedefleri, Tanzimat Fermanıyla topluma aktarılmaya çalışılmış olsa da 17 Şubat 1926 günü kabul edilen Türk Medeni Kanun’u (https://ebulten.duzen.com.tr/paramedikal/medeni-kanunun-kabulunun-100-yili ) bilime dayanan bir kanun olarak hedefleri, laiklik ilkesi ile toplumsal değişime imkân vermiş, bu günkü aile yapısını şekillendirmiş, bana göre modern devlet olmanın taahhüdü olmuştur. Geçtiğimiz ay, bu kanunun kabulünün 100.cü yılını kutladık. 

Ben bu kanun çerçevesindeki kavramları, sindirmiş bir ailenin çocuğuyum. Atanın amaçladığı gençlik ürünüyüm! 

14 Mart Tıp Bayramını kutlayabilmem için geçmişimdeki bu imkânı unutmamam, içinde bulunduğumuz iç ve dış konjonktürü gözlemem, değerlendirmem elzemdir. 14 Mart benim için yalnızca bir meslek günü değil; aklın, bilimin ve sorumluluk bilincinin hatırlandığı bir gündür.

Bir zamanlar zor şartlar altında yetişen genç hekim adayları, yalnız anatomi ve farmakoloji öğrenmediler. Görmeyi, sorgulamayı ve gerektiğinde bir arada durabilmeyi de öğrendiler. Bugün bizler kliniklerde, laboratuvarlarda, ameliyathanelerde insan sağlığı için çalışabiliyorsak bunu bu hekim adaylarının sorgulama, tepki gösterme, bir arada durabilmelerine borçluyuz. İstanbul’da Haydarpaşa’ da 14 Mart 1919 tarihinde Tıbbiyelilerin, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahene’nin kuruluşunu anma nedeniyle yapılan ama aslında işgale karşı direnç gösteren toplantı (https://ebulten.duzen.com.tr/one-cikanlar/14-mart-epik-bir-direnis-hikayesi) hekimliğin özünün yalnız biyolojik parametrelerle sınırlı değil; eleştirel düşünce, bilimsel dürüstlük, insan onuruna saygı ve toplumsal sorumluluk da olduğunun tarihteki göstergesi. Bu kavramları hatırlatan 14 Mart’ı beyaz önlüğün cebinde taşınan vicdan olarak görüyor, o sessiz cesareti önemsiyorum. Tıbbiyeli; gören, algılayan, sorgulayan ve gerektiğinde itiraz edebilen insandır. Hekimlik yalnızca hastalığı tanımak, tedavi etmek değil; insan onurunu, aklını ve vicdanını koruyarak bedensel ve ruhsal sağlıklı yaşam sağlamaya koçluk etme mesleğidir. Hipokrat’tan, Eflatun’dan bu yana hekimliğin özü değişmemiştir. Bilimsel düşünce, ifade özgürlüğü ve insan onuru, tıbbın, tıp sanatının ayrılmaz parçasıdır. Gerçek hekimlik yalnızca bedeni değil, toplumsal sağlığı da gözetmekten geçer.

Bilimsel düşünme, siyasal egemenliğin de alt yapısını oluşturur. Bir toplumun bilim, sanat alanında üretim yapabilmesi toplumun refah düzeyini belirler. Cumhuriyetimizin kuruluş esasları, bu kavramların ışığında düzenlenmiş hukuk ile yapılandırılmıştır. Bugün bazı ülkeler güvenlik ve barış kavramları ardına sığınarak diğer ülkeleri işgal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Örneğin Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırı gibi. Hatta bu son saldırı öncesinde, İran içinde ayrıcalık oluşturabilecek güçlerle temasların kurulması saldırıyı rejim değişikliği savaşına dönüştürdü. İçinde bulunduğumuz coğrafi konum ve etnik yapısı itibariyle başka ülkelerce dayatılan çevremizdeki bu tür yönetim sistemlerine yapılan saldırılar ciddi endişe verici benim için. Bunlardan uzak kalabilmek yine Atanın bizlere gösterdiği yoldan geçiyor. 

 

Ülkemin, manevi ve hukuk değerlerine sadık kalmasında üstleneceğim en büyük görevin, 70 yıldır yaptığım gibi, hatta belki daha da fazla bir çabayla, daha etkin değer yaratan üretim yapmak olduğu inancındayım.

 

Bu duygu ve düşüncelerle başta Mustafa Kemal Atatürk ve 18 Mart Çanakkale’de şehit olarak topraklarımızı savunan kahraman askerlerimizi saygı ile anıyor; 14 Mart Tıp Bayramını da geçmişin cesaretini unutmadan kutluyorum. 

8 Mart Kadınlar Günü, Türk kadınına birçok batı ülkesinden yıllar önce sunulmuş hakların hatırlandığı gün. Bugünü hatırlarken İstanbul Sözleşmesinde kalınamamış olması da bizleri düşündürmeli. Bu günlere denk gelen Ramazan Bayramının da toplumsal birliği, huzuru perçinleyerek, birlik içinde kutlanmasını ve nicelerine vesile olmasını diliyorum.

Bu yazı 05.03.2026 tarihinde kaleme alınmıştır.

 



 

Görüşlerinizi Paylaşın