14 Mart Tıp Bayramı-DETAM
İstanbul Tıp Fakültesi
Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü (DETAE)
Dr. Ayşe Ergüven, Ph. D. Biol.
DETAM, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde yer alan Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsüdür.
Şimdiki adı Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü olan bu kurum,12.01.1945 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhittin Erel’in öncülüğünde, 2. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinin bodrum katındaki laboratuvarlarda kurulmuştur. O dönemde Rektörlüğün araştırma onayı verdiği bu yapı “Tecrübî Araştırma Enstitüsü” (TAE) ismi ile çalışmalarına 2. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinin Laboratuvar Şefi Dr. Werner Laquer ile 04.10.1945 tarihinde başlamıştır. Onun Türkiye’den ayrılmasından sonra, 08.02.1950 tarihinde TAE Müdürlüğüne Prof. Dr. Friedrich Reimann atanmıştır ve bu görevi 01.03.1975 tarihine kadar sürdürmüştür. Prof. Dr. Friedrich Reimann’ın emekli olmasından sonra TAE, bir süre Prof. Dr. İlhan Ulagay, Prof.Dr. Orhan Şaşmaz, Prof. Dr. Ahmet Sevim Büyükdevrim ve Doç. Dr. Gülten Erdoğan’dan oluşan bir kurul tarafından yönetilmiştir.
1975 yılında TAE Müdürlüğüne Prof. Dr. Ahmet Sevim Büyükdevrim atanmıştır. Prof. Dr. Büyükdevrim, TAE içinde deneysel tıbbın önemli bir unsuru olan laboratuvar hayvanlarının da üretilebilmesini sağlamıştır.
01.05.1984 tarihinde Tecrübî Araştırma Enstitüsü, Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezi (DETAM) adını almıştır. Merkez, 16.10.1986 tarihinde Rektörlüğe bağlanmıştır. 1992 yılında ise Rektörlüğe bağlı bir Enstitü olarak Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü (DETAE) adı ile yeniden yapılandırılmış ve Müdürlüğüne Prof. Dr. Ahmet Sevim Büyükdevrim atanmıştır. Daha sonra sırasıyla Prof. Dr. Hikmet Koyuncuoğlu, Prof. Dr. Özdem Anğ, Prof. Dr. Orhan Arıoğul, Prof. Dr. Mehmet Kaya ve Prof. Dr. Turgay İsbir Enstitü Müdürü olarak görev yapmışlardır. 2009 yılından sonra Prof. Dr. Uğur Özbek, 21 Eylül 2016 tarihinden itibaren de bu görevi Prof. Dr. Günnur Deniz sürdürmüştür. 2025 Aralık ayı itibari ile görevi Prof. Dr. Erdem Tüzün üstlenmiştir.
1987 yılında, Prof. Dr. Ahmet Sevim Büyükdevrim, İstanbul Tıp Fakültesi bodrumunda çok küçük bir alanda hizmet vermeye çalışan bu enstitüyü, Çapa kampüsü içindeki yeni binasında yeniden yapılandırmıştır. Enstitü binası, 3500 metrekare alan içinde her biri 500 metrekarelik yedi kattan oluşmaktadır. Deney Hayvanları Biyolojisi ve Biyomedikal Uygulama Teknikleri Anabilim Dalı, Moleküler Tıp Anabilim Dalı, Genetik Anabilim Dalı, İmmünoloji Anabilim Dalı, Sinirbilim Anabilim Dalı olmak üzere beş Anabilim Dalına sahiptir. Ayrıca, Moleküler Tüberküloz Epidemiyolojisi ve Tüm Genom Analiz Laboratuvarları ile Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi de hizmet vermektedir. Bu yapısı ile bir araştırma merkezi olarak bu kurum temel bilim ile klinik araştırmalarını aynı masada buluşturmaktadır.
Bu yazımda bu kurumdan hep DETAM diye bahsedeceğim. Kurumun isim babası Prof. Dr. Enver Talî Çetin ve bu isim benim bildiğim adı, ilk göz ağrım…
Ne iş yapar?
DETAM, “hastalık neden olur, nasıl ilerler, nasıl durdurulur?” sorularına laboratuvar düzeyinde cevap arayan bir yapıdır. Başlıca araştırma alanları moleküler biyoloji ve genetik, hücre kültürü ve deneysel modeller, enfeksiyon hastalıkları ve immünoloji, sinirbilim, biyokimya ve deneysel patoloji, temel araştırmalar ile laboratuvarda yapılan buluşları birleştirerek klinik uygulamalara giden (translational) tıp. Bilimle gerçekten uğraşmak isteyenler için çok kıymetli bir yapı çünkü yaşam araştırmaları hücreden başlar, dokuya geçer, bir hayvan modeli üzerinde denenir; sonra klinik soru sorulur.
Neden önemli?
DETAM, Türkiye’de deneysel tıbbın kurumsallaştığı en erken kurulan merkezlerde biridir. Ayrıca, akademik çalışmaların yapılabildiği (doktora, yüksek lisans), tıpta uzmanlık öğrencilerinin rahatlıkla kendilerine çalışma alanı bulabildiği, klinikte çalışan hekimlerin temel bilimcilerle buluştuğu bir merkezdir. Altyapısı küçüktü ama bilinçli kurgulandığı için laboratuvar kültürü gelişmişti. Çok görünmez ama birçok yayının arkasında DETAM kültürü vardır.
Kimler çalışır?
“Resmî unvanın olmasa da araştırma derdin varsa yerin var.” Bu cümleyi benimsemiş herkese yer vardı DETAM’da. Özellikle de öğrencilere. Oraya gelen öğrenciler kendilerini önemli hissederlerdi. Çünkü onlara fikirleri sorulur, bu fikirler desteklenir, tartışılırdı. Hoca öğrenci arasında saygı vardı tabii ki ama öğrenci olmak dezavantaj değildi. Sorumluluk verilir, araştırması için gerekli maddi destek sağlanırken aklını kullanması istenirdi. Küçük bir laboratuvarda projesini yürütürken yaratıcı olmayı sağlayan bu yöntem, kişiliğin sağlamlaşmasına yardım eden en önemli uygulama idi bence.
İstanbul Tıp Fakültesi ile ilişkisi
Savurgan olmadan, sürekli talepkâr olmadan ama aynı zamanda küçümsenmeden araştırma yapılabilen bir aile ortamı idi DETAM. Bu aile ortamının entelektüel seviyesi İstanbul Tıp Fakültesi Çapa sistemine dayandığı için bilim ciddiyeti olan emek, sabır, disiplin isteyen bir yerdi. Ama hoca-öğrenci ilişkisi akademik/klinik olarak yönlendirmeye dayalı, kırıp dökmeyen ilişkilerdi; dolayısı ile orada olan on sekiz on dokuz yaşındaki genç insanların çoğu bugün kıymetli doktorlar, araştırıcılar oldular.
Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü (DETAM), İstanbul Üniversitesi bünyesinde, İstanbul Tıp Fakültesi ile organik bağı olan ama özerk bir yapı idi.
O yıllarda Çapa’daki bazı kıymetli hocalar, klinik servislerin içinde deneysel araştırmanın sürdürülebilir olmadığını, tezlerin yüzeysel kaldığını belki en önemlisi temel bilim–klinik köprüsünün zayıf olduğunu biliyorlardı.
“Sadece hasta bakmak yetmez”
İstanbul Tıp Fakültesi çok güçlü bir klinik okuldu ama dünyada tıp hızla değişiyordu. Artık “Bu hastalık neden oluyor?” diye soruluyordu. Bu soru, moleküler biyoloji, hücre biyolojisi, deneysel patoloji ve immünoloji gibi alanların klinik çalışmalardan uzak tutulamayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Artık deneysel tıp ayrı bir yapı olmalıydı. Bu, DETAM’ın çekirdeği oldu. Laboratuvar merkezli araştırmalar, deneysel modeller, klinik sorulara bu bağlamda cevap verebilme DETAM’da yapılan araştırmaların başlangıcı oldu. İlk dönemlerinde bütçe az, cihazlar kısıtlı idi ama heves vardı çünkü entelektüel seviye bunu gerektiriyordu. Böylece, imkânsız denilen işler, sabırla yapıldı. Bu sabır yıllarında çok sağlam, metodolojisi güçlü yayınları ile DETAM kendini ortaya koymaya başladı.
“Tamam da… neden oluyor?”
Türkiye’de birçok akademisyen ilk ciddi deneysel eğitimini bu kurumda gördü. DETAM bir okuldu, bilim terbiyesi veren bir okul. Bugün DETAM denince aklıma gelen ve asıl önemli olan soru sormayı bilen, sabırlı, veriye saygılı, klinik heyecanı laboratuvar disiplinine dönüştüren zihniyettir. Buradan yetişen araştırıcılar klinik tabloyla yetinmeyen, hücre düzeyine inen, elde ettiği veriyi önce anlamaya çalışarak yayına hazırlayan ve genellikle soruları soran araştırıcılardı. Bunlar için DETAM cennetti. Bence diğer önemli bir konu da ilk yıllarda buraya il dışından gelen öğrencilere konaklama imkânının da sağlanması idi. Benim birlikte çalıştığım öğrencilerden bu imkân olmasa orada olmayacak olanlar vardı.
Bugün gençler arasında artan şiddet, saldırganlığın yerini değer verilen insan olma durumuna getirebilecek daha da önemlisi eğitimin gereksiz bir zaman kaybı olarak görülmesini önleyebilecek bir yapı idi o yıllarda DETAM. Çocuklara heyecan veren, önemli hissettiren bir yapı. Şu anda değerli bilim insanımızın adını taşıyan bu kurumun yine aynı özelliklerde olduğunu düşünmek istiyorum. Gençlerimizi değerlendirebilecek bu tür yapılar bugünlerde çok önemli sanki. Hayata dair eğitim, insan olma öğretileri bilimin yanı sıra bir araştırma enstitüsünde de verilir, verilmelidir.
DETAM’ın bugüne gelmesini, bir araştırma merkezi olarak çok kıymetli insanlar yetiştirmesini sağlayan tüm hocalarımı saygı ile bugün hayatta olmayanları da saygı ve rahmetle anıyorum.
14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun.