X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Antibiyotik Farkındalık Günü - Modern Tıbbın En Büyük Mucizesini Nasıl Riske Atıyoruz?

Antibiyotik Farkındalık Günü - Modern Tıbbın En Büyük Mucizesini Nasıl Riske Atıyoruz?

Uzm. Dr. Tutku Taşkınoğlu

Geçtiğimiz yüzyılda tıbbın insanlığa sunduğu en büyük armağanlardan biri şüphesiz antibiyotiklerdi. Bir zamanlar sıradan bir enfeksiyonun bile milyonlarca can aldığı bir dünyada, bu küçük haplar adeta mucizevi birer kurtarıcıydı ve yüz binlerce hayatı kurtardı. Ancak şimdi, görünmez bir gölge gibi sinsice büyüyen ve tüm dünyayı saran bir tehditle karşı karşıyayız: antibiyotik direnci.

Antibiyotik direnci, antibiyotiklerin artık etkili olmaması, yani bakterilerin antibiyotiklerin öldürücü veya durdurucu etkilerine karşı direnç kazanması anlamına gelir. Bu durum, enfeksiyonların tedavisini zorlaştırır ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Bakteriler de tıpkı bizler gibi hayatta kalmak için mücadele eden canlılardır ve kendilerini korumak için savunma mekanizmaları geliştirirler. Bu değişim aslında zaman içinde doğal olarak gerçekleşir. Fakat insan eliyle yapılan hatalar, bu süreci öyle hızlandırdı ki artık sıradan antibiyotiklerin çaresiz kaldığı, görünmez ve sinsice pusuda bekleyen süper bakterilerle karşı karşıyayız. Yani süper bakteriler yeni bakteriler değil; hayatta kalmak için antibiyotiklere karşı şekil değiştiren eski düşmanlarımız.

Peki Biz Nerede Hata Yapıyoruz?

En sık yaptığımız hata, gereksiz yere antibiyotiklere başvurmamız. Özellikle grip, nezle, covid-19 ve suçiçeği gibi viral hastalıklarda hemen antibiyotik almak için sabırsızlanıyoruz. Oysa antibiyotikler virüslere karşı tamamen etkisizdir; yalnızca bakterileri hedef alır. Sadece boğaz ağrısı değil, öksürük, burun akıntısı veya hafif ateş gibi çoğu üst solunum yolu enfeksiyonu da genellikle viral kaynaklıdır ve antibiyotik gerektirmez. Buna karşılık, zatürre, idrar yolu enfeksiyonu, bademcik iltihabı, şiddetli sinüzit gibi durumlarda doktorunuz gerekli görürse antibiyotiğe başlayabilir. Boğaz ağrısında doktordan antibiyotik istemek ya da evdeki eski antibiyotiğe sarılmak, vücudumuzdaki yararlı bakterileri yok ederken, zararlı olanların ilacı tanıyıp güçlenmesine neden olur.

Bir diğer büyük hata ise 'iyileştim' diyerek tedaviyi yarıda bırakmak. İlacı almaya başladıktan birkaç gün sonra kendimizi iyi hissedip tedaviyi kesersek, yalnızca en zayıf bakterileri ortadan kaldırmış oluruz. Geriye kalan dirençli ve güçlü bakteriler ise hızla çoğalır ve adeta ilaca karşı bir zırh kuşanır.

Bizim yanlış antibiyotik kullanmamız, buzdağının sadece görünen kısmı; antibiyotikler doğaya ve çevreye daha pek çok gizli yoldan sızarak direnç havuzunu besleyebilir:

  • En önemli tehlikelerden biri soframıza kadar uzanır: endüstriyel hayvancılık. Hayvanların hızlı büyümesi ve hastalıklardan korunması için kullanılan tonlarca antibiyotik, besin zinciri ve su yoluyla sinsice tabaklarımıza kadar sızar. Bu besinlerle birlikte tükettiğimiz antibiyotikler, bizim için yararlı bakterileri öldürerek zararlı bakterilerin çoğalmasına zemin hazırlar. Üstelik biz farkında bile olmadan, her lokmamızda.

  • Pek çok insan antibiyotiklerin bitkilerde kullanıldığını duyduğunda şaşırır. Özellikle elma, armut, şeftali ve narenciye gibi meyve ağaçlarında görülen ve tüm bahçeyi kurutabilen "ateş yanıklığı" (Erwinia amylovora) gibi bakteriyel hastalıklara karşı bahçelere traktörlerle veya uçaklarla antibiyotik püskürtülür. Bu ilaçlar çoğunlukla insan tıbbında da kullanılan streptomisin ve oksitetrasiklin gibi etken maddelerdir ve büyük bir kısmı toprağa, rüzgârla çevre floraya ve yeraltı sularına karışır. Topraktaki faydalı bakteriler bu düşük dozlu ilaçlara maruz kalarak hızla direnç genleri geliştirir.
  • Dünyadaki antibiyotik hammaddelerinin büyük bir kısmı dev kimya fabrikalarında üretilir. Bu tesislerin atık su arıtma sistemleri yetersizse, nehir ve göllere inanılmaz yüksek konsantrasyonda antibiyotik atılır. Nehir yatakları adeta "dirençli süper bakteri yuvası" haline gelir ve bu suların yaban hayvanları tarafından içilmesi ya da sulamada kullanılması, dirençli bakterileri kilometrelerce uzağa taşır.
  • Deniz ve tatlı sulardaki kafes balıkçılığında (somon, alabalık, levrek, karides yetiştiriciliği) antibiyotikler doğrudan balık yemlerine karıştırılarak veya suya karıştırılarak verilir. Kafesler açık su sistemlerinde olduğu için yenmeyen yemler ve balık dışkıları doğrudan göl ya da deniz tabanına çöker. Bu durum sedimentteki (dip çamurundaki) deniz bakterilerinde direnç gelişimine yol açar ve sucul ekosistem üzerinden vahşi balıklara, oradan da insanlara ulaşabilir.
  • İnsanlar antibiyotik aldığında, ilacın vücutta parçalanma oranına bağlı olarak yaklaşık %30’u aktif formda idrar ve dışkı yoluyla vücuttan atılır. Evlerden ve özellikle hastanelerden gelen kanalizasyon suları kentsel arıtma tesislerine gider. Standart belediye arıtma tesisleri suyu organik maddelerden temizlemek üzere tasarlanmıştır; mikro ölçekteki kimyasalları ve antibiyotik moleküllerini tamamen parçalayamaz. Sonuç olarak, arıtılmış suyla birlikte nehir ve denizlere sürekli olarak düşük dozda antibiyotik karışır. Arıtma çamuru tarımda gübre olarak kullanıldığında antibiyotik kalıntıları tarlalara yayılabilir.
  •  

  • Gözden kaçan bir diğer alan da kedi ve köpek gibi evcil hayvanların tedavisi. Şehirlerde evcil hayvan sayısı arttıkça, onlara uygulanan beşeri antibiyotik miktarı da katlanarak artıyor. Tedavi sürecindeki evcil hayvanların dışkıları parklara, bahçelere ve sokaklara bırakıldığında hem toprağa karışır hem de temas yoluyla ev içine dirençli bakteriler taşınabilir.

 

Sonuç olarak, antibiyotik direnci sadece içtiğimiz haplarla ilgili değildir; arıtılamayan şehir suları, meyve ağaçlarına sıkılan tarım ilaçları, balık çiftlikleri ve fabrika atıklarıyla gezegenin tüm su ve toprak döngüsünü dev bir direnç laboratuvarına dönüştürüyoruz.

Ne Yapabiliriz?

Antibiyotik direnci çok yakında durdurulamaz enfeksiyonlara neden olacak; ancak onu durdurmak ve bu ilaçların doğaya karışmasını önlemek için atacağımız küçük adımlar, hem bugünkü sağlığımızı hem de yarının dünyasını korumamıza yardımcı olur.

1-Doğru ve Bilinçli Kullanım

  • Yalnızca hekim önerisiyle kullanın: Antibiyotikler bademcik iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu veya zatürre gibi bakteriyel enfeksiyonlarda etkilidir. Soğuk algınlığı ve grip gibi virüs kaynaklı hastalıklarda kesinlikle işe yaramaz.
  • Reçeteye harfiyen uyun: İlacı kendi başınıza erken bırakmayın, süresini uzatmayın ve dozunu değiştirmeyin. Kendinizi iyi hissetseniz bile doktorunuzun ve eczacınızın önerdiği süre ve talimatlara mutlaka uyun.

2. Antibiyotikleri Güvenli İmha Edin

  • Lavaboya veya tuvalete dökmeyin: Artan veya tarihi geçmiş antibiyotikleri asla lavaboya ya da tuvalete dökmeyin. Bu ilaçlar suya karışarak hem çevreyi hem de sağlığımızı tehdit eder.
  • İlaçları biriktirmeyin veya başkasına vermeyin: Evde antibiyotik stoklamayın ve kimseye önermeyin. Kullanmadığınız ilaçları eczaneye ya da yetkili toplama noktalarına teslim ederek doğanın ve toplumun sağlığını koruyun.

 

3. Çevrenizi ve Sevdiklerinizi Koruyun

  • Bilinçli gıda tüketin: Mümkünse organik ya da "antibiyotiksiz yetiştirilmiştir" ibaresi bulunan et ve süt ürünlerini tercih edin. Etleri iyice pişirin ve çiğ hayvansal gıdalardan uzak durun.
  • Evcil hayvan ve bahçe bakımı: Evcil dostlarınıza veteriner tavsiyesi olmadan antibiyotik vermeyin ve dışkılarını mutlaka toplayın. Bahçenizdeki bitkiler hastalandığında antibiyotik yerine uzmanların önerdiği doğal yöntemleri tercih edin.

4. Enfeksiyondan korunmaya çalışın

Önlemek tedaviden üstündür: Ellerinizi düzenli yıkayarak, aşılarınızı zamanında yaptırarak ve gıda hijyenine özen göstererek enfeksiyon riskini en baştan azaltabilir, antibiyotik ihtiyacını en aza indirebilirsiniz.

İlaçların idrar ve dışkı yoluyla doğaya karışmasını tamamen engelleyemesek de gereksiz kullanımı önleyip atıkları doğru şekilde yöneterek büyük bir fark yaratabiliriz.

Unutmayın, antibiyotikler sonsuz bir kaynak değildir ve yenilerinin geliştirilmesi yıllar sürer. Bugün sorumluluk almazsak, yarın basit bir kesik ya da sıradan bir diş çekimi bile ciddi bir tehdide dönüşebilir.

Sağlığınızı koruyun, bilinçli hareket edin. 


 

Görüşlerinizi Paylaşın