X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Alerjik Hastalıklar ve Düzen Sağlık Grubu Verileri

Alerjik Hastalıklar ve Düzen Sağlık Grubu Verileri

Yazımızın sonunda alerji kapsamlı Düzen Sağlık Grubu verilerini okuyabilirsiniz.
Uzm. Dr. Nazan Çamursoy Tunçbilek

Alerjik hastalıklar, immün sistemin normalde zararsız olan çevresel antijenlere karşı geliştirdiği uygunsuz ve aşırı yanıtlar olarak tanımlanır. Bu hastalıklar arasında alerjik rinit, astım, atopik dermatit ve gıda alerjileri yer almakta olup, dünya genelinde prevalansları giderek artmaktadır. Özellikle alerjik rinit, toplumun yaklaşık %10–20’sini etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin etkiler oluşturur.Son yıllarda yapılan çalışmalar, alerjik hastalıkların sadece genetik yatkınlıkla açıklanamayacağını; çevresel faktörler, yaşam tarzı değişiklikleri ve iklim değişikliğinin de önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Bu bağlamda, mevsimsel değişkenlik ve çevresel maruziyetler alerjik hastalıkların klinik seyrinde belirleyici olmaktadır.

Çalışmalarda da çocukluk çağında alerjik hastalıkların yaşa bağlı değişkenlik gösterdiği vurgulanmaktadır. Erken çocukluk döneminde gıda alerjilerinin ön planda olduğu, özellikle inek sütü ve yumurtaya karşı gelişen duyarlılığın sık görüldüğü belirtilmiştir. İlerleyen yaşlarda ise inhalan alerjenlere karşı duyarlanmanın arttığı ve bunun alerjik rinit ile astım gelişimi açısından önemli bir risk oluşturduğu belirtilmektedir. Bu bilgiler, alerji test sonuçlarımızda saptanan yüksek gıda alerjeni pozitiflikleri ve mevsimsel olarak artan inhalan alerjen duyarlılığı ile uyumlu görünmektedir. Ayrıca çocuklarda, sıklıkla erken dönemde başlayan gıda alerjisi ve atopik dermatitin zamanla, solunum yolu alerjilerine evrilebileceği bildirilmektedir. Ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımı, çocukların hem semptom kontrolünü sağlamada hem de yaşam kalitesini artırmada en önemli desteklerden biridir. Tüm çocukların, sağlıklı nefes alması, özgürce oynaması ve neşeyle büyümesi dileğiyle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Mevsimsel İlişki: 

Alerjik hastalıkların özellikle aeroalerjenlere bağlı formları, belirgin mevsimsel dağılım gösterir. Polenler bu bağlamda en önemli tetikleyiciler arasında yer alır. İlkbahar aylarında ağaç polenleri, yaz aylarında çimen polenleri ve sonbaharda yabani ot polenleri semptomların artışına neden olur. Bu durum, alerjik rinitin “mevsimsel” formunun temelini oluşturur. 

Etyoloji:

Alerjik hastalıkların etyolojisi multifaktöriyel olup genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile şekillenir.

Genetik faktörler: 

Atopi öyküsü olan bireylerde alerjik hastalık gelişme riski belirgin şekilde artmıştır. Bu bireylerde immün sistemin Th2 yanıtına eğilimli olduğu bilinmektedir.

Çevresel faktörler:

  • Polenler 
  • Ev tozu akarları 
  • Küf mantarları 
  • Hayvan epitelleri 
  • Sigara dumanı ve hava kirliliği 

Hijyen hipotezi:

Erken çocukluk döneminde mikrobiyal maruziyetin azalması, immün sistemin Th1 yerine Th2 yanıtına yönelmesine neden olarak alerji gelişimini kolaylaştırmaktadır.

Epitel bariyer hipotezi: 

Son yıllarda öne çıkan bu hipoteze göre, solunum yolu ve deri epitelindeki bariyer bozukluğu alerjenlerin daha kolay geçişine neden olmakta ve immün yanıtı tetiklemektedir.

Etyopatogenez

Alerjik reaksiyonların patogenezi temel olarak IgE aracılı Tip I hipersensitivite mekanizmasına
dayanır ve iki ana fazda incelenir:   
                                                                                                                                                   

1.Sensitizasyon Fazı:

 Alerjen ilk kez vücuda girdiğinde, antijen sunucu hücreler tarafından işlenerek T lenfositlere sunulur. Bu süreçte naif T hücreleri Th2 hücrelerine farklılaşır. Th2 hücrelerinden salınan IL-4 ve IL-13, B hücrelerini alerjen spesifik IgE üretimine yönlendirir. IgE antikorları mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyine bağlanarak bireyi duyarlı hale getirir.

2.Efektör Faz:

 Alerjen ile tekrar karşılaşma durumunda IgE moleküllerinin çapraz bağlanması mast hücre degranülasyonuna yol açar. Bu süreçte histamin, lökotrienler ve prostaglandinler salınır ve erken faz reaksiyon gelişir. Klinik olarak bu fazda hapşırık, kaşıntı ve burun akıntısı gözlenir.

Saatler içinde gelişen geç faz reaksiyonda ise eozinofiller, T lenfositler ve diğer inflamatuvar hücreler dokuya göç ederek kronik inflamasyona neden olur.

 Güncel Moleküler Mekanizmalar:

Son yıllarda alerjik hastalıkların patogenezinde yeni moleküler yolaklar tanımlanmıştır.

  • Alarmin sitokinler (IL-25, IL-33, TSLP): Epitel hücrelerinden salınarak Th2 yanıtını başlatır. 
  • JAK-STAT sinyal yolu: Sitokin aracılı inflamasyonda kritik rol oynar. 
  • Innate lenfoid hücreler (ILC2): Th2 yanıtını destekler. 
  • Nöroimmün etkileşim: Kaşıntı ve bronş hiperreaktivitesinde rol oynar. 

Bu mekanizmalar, biyolojik ajanlar ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır. 

İklim Değişikliği ve Alerjik Hastalıklar Üzerine Etkileri: 

Artan sera gazı emisyonları, küresel sıcaklıkların yükselmesine ve sıcak hava dalgaları, orman yangınları, seller ve fırtınalar gibi iklim olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmasına yol açmıştır. İklim değişikliği, alerjik hastalıkların prevalansı, şiddeti ve mevsimsel dağılımı üzerinde giderek daha belirgin etkiler oluşturmaktadır. Artan küresel sıcaklıklar, atmosferik CO konsantrasyonu ve değişen yağış rejimleri, aeroalerjenlerin üretimini, dağılımını ve alerjenik potansiyelini doğrudan etkilemektedir.

Polen Dinamiklerinde Değişim:

Artan CO düzeyleri ve sıcaklıklar:

  • Bitki büyümesini hızlandırır. 
  • Polen üretimini artırır. 
  • Polen sezonunun daha erken başlamasına ve daha geç sonlanmasına neden olur. 

Özellikle ragweed (Ambrosia) gibi yüksek allerjenik potansiyele sahip bitkilerde:

  • Polen miktarında artış 
  • Alerjen protein ekspresyonunda yükselme gösterilmiştir.

Bu durum, sadece maruziyet süresini uzatmakla kalmayıp aynı zamanda alerjenin biyolojik etkinliğini de artırmaktadır 

Coğrafi Dağılımın Değişmesi:

 İklim değişikliği ile birlikte:

  • Bitki türlerinin yayılım alanları kuzeye ve daha yüksek rakımlara kaymaktadır. 
  • Daha önce alerjen maruziyeti olmayan popülasyonlar yeni risk altına girmektedir. 

Bu durum, alerjik hastalıkların epidemiyolojisinde belirgin değişikliklere yol açmaktadır.

Hava Kirliliği ile Sinerjik Etki

İklim değişikliği ile artan:

  • Partikül madde (PM2.5, PM10) 
  • Ozon (O
  • Azot dioksit (NO

solunum yolu epiteline zarar vererek:

  • Epitel bariyer bütünlüğünü bozar. 
  • Alerjen penetrasyonunu kolaylaştırır. 
  • İmmün sistemi Th2 yönünde polarize eder. 

Ayrıca partiküller polenlerle etkileşerek:

  • Daha küçük parçacıklara ayrılmalarına, 
  • Alt solunum yollarına daha kolay ulaşmalarına 

neden olur. Bu durum özellikle astım alevlenmeleri açısından önemlidir.

Ekstrem Hava Olayları ve “Thunderstorm Asthma”

İklim değişikliği ile artan ekstrem hava olayları da alerjik hastalıkları etkilemektedir.

Özellikle:

  • Fırtına sırasında polenlerin parçalanması, 
  • Mikron boyutunda allerjen partiküllerinin oluşması 

Ani ve ciddi astım ataklarına yol açabilmektedir. (“thunderstorm asthma” fenomeni)

Bu durum epidemiyolojik olarak; acil başvurularda ve yoğun bakım gereksiniminde artış ile ilişkilendirilmiştir. 

Mikrobiyota ve İmmün Regülasyon Üzerine Etkiler:

İklim değişikliği:

  • Çevresel mikrobiyal çeşitliliği azaltabilir 
  • İnsan mikrobiyotasını dolaylı olarak etkileyebilir. 

Bu değişiklikler; İmmün tolerans mekanizmalarının bozulmasına ve Th2 baskın yanıtın artmasına katkıda bulunabilir. 

Klinik Sonuçlar: Bu çevresel değişikliklerin klinik yansımaları:

  • Alerjik rinit başlangıç yaşının düşmesi 
  • Semptom süresinin uzaması 
  • Astım prevalansında artış 
  • Atak şiddetinde yükselme 
  • Tedaviye dirençli olguların artması şeklinde özetlenebilir.

Laboratuvarımızda 2025 yılında yapılan Alerji test sonuçlarımızı değerlendiğimizde; en yüksek pozitiflik oranlarının özellikle gıda alerjenlerinde yoğunlaştığı görülmektedir. En sık pozitiflik saptanan gıda alerjenleri inek sütü (f2) (n=195) ve  yumurta beyazıdır. (f1) (n=186) Bu iki alerjenden sonra  inhalant alerjenler paneli (n=176) yüksek pozitiflik oranı ile  dikkati çekmektedir.  Bunun yanı sıra spesifik protein bileşenlerinden kazein (Bos d 8) (n=108) ve ovalbumin (Gal d 2) (n=86) gibi komponentlerde de dikkat çekici düzeyde pozitiflik izlenmiştir. Kuruyemiş alerjenlerinden kaju (n=104), susam (n=94) ve Antep fıstığı (n=88) da yüksek pozitiflik oranları ile öne çıkan diğer alerjenlerdir. İnhalan alerjenler arasında ise özellikle çayır otu (Timothy grass) (n=86) ve kedi epiteli (n=69) önemli yer tutmaktadır.

Mevsimsel dağılım incelendiğinde, toplam pozitiflik sayılarının en yüksek olduğu mevsimin ilkbahar (n=723) olduğu görülmektedir. Bunu sırasıyla yaz (n=683), sonbahar (n=637) ve kış (n=633) izlemektedir. İlkbahar ve yaz aylarında pozitifliklerin belirgin şekilde artması, özellikle polen kaynaklı inhalan alerjenlerin bu dönemlerde daha yoğun olmasına bağlanabilir. Nitekim çayır otları gibi mevsimsel polenlerin bu aylarda artış göstermesi, duyarlı bireylerde spesifik IgE pozitifliklerinin yükselmesine neden olmaktadır.Sonbahar ve kış aylarında ise pozitiflik sayılarında göreceli bir azalma gözlenmekle birlikte, bu dönemlerde tamamen kaybolmadığı dikkat çekmektedir. Bu durum, ev içi alerjenler (örneğin ev tozu akarları ve hayvan epitelleri) ile gıda alerjenlerinin yıl boyunca etkili olmasına bağlanabilir. Özellikle ev tozu akarları gibi perennial alerjenler, mevsimsel değişimlerden daha az etkilenmekte ve yıl boyunca duyarlanmayı sürdürebilmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde, alerji test sonuçlarımızda; hem gıda hem de inhalan alerjenlerin önemli bir yer tuttuğu, ancak mevsimsel değişkenliğin özellikle inhalan alerjenler üzerinde daha belirgin olduğu görülmektedir. İlkbahar ve yaz aylarında artan pozitiflik oranları, klinik olarak bu dönemlerde alerjik semptomların daha sık ve şiddetli görülmesini açıklayabilir. Bu nedenle, özellikle polen sezonu öncesinde riskli hastalarda koruyucu yaklaşımların planlanması ve izlem stratejilerinin buna göre düzenlenmesi önem taşımaktadır.





 

Görüşlerinizi Paylaşın