X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Düzen Laboratuvarlar Grubu 50. Yıl Röportajları

Düzen Laboratuvarlar Grubu 50. Yıl Röportajları

Düzen Laboratuvarlar Grubu Kurucu Ortaklarından Leyla Laleli’nin
Gözünden Kurulma Hikayesi…

Kadın Eli Laboratuvar Kurmaya Değerse…

Işın Gürel, Gazeteci

Yarım asrı arkasında bırakan Düzen Laboratuvarlar Grubu için 50. Yıl röportajlarımıza devam ediyoruz. Bu bültenimizde sizleri 1976 yılına götürüyoruz. Türkiye’deki modern laboratuvarcılık tarihinde pek çok ilke imza atacak olan Düzen ilk adımlarını Ankara’nın Mithatpaşa Caddesi'nde bulunan 60 metrekarelik bir alanda atmaya başladı. Gerçek anlamda ilk yapı taşları döşenirken, Prof. Dr. Yahya Laleli’nin hep yanında çok önemli bir destek kuvveti vardı: eşi ve Düzen Laboratuvarları Grubu kurucularından Leyla Laleli

Tabii ki Leyla Laleli’yi tanıyan hemen herkes laboratuvarın harcında olan emeğini yakından biliyor. Özellikle de yolda öğrendikleri, öğrettikleri, hiç yoktan bir sistem oturtması bunlardan sadece birkaçı. Ama daha önemlisi Düzen’in hasta odaklı yaklaşımına kapıdan girer girmez sahip çıkması. Gelin kendisinin ağzından dinleyelim.

  •  En son eşiniz Yahya Laleli ile konuşurken, o röportajın başında bana demişti ki: "Biz Amerika'daydık. Ben eşime sordum: Gidelim mi, kalalım mı Türkiye'ye?  Eşim de bana "Kalalım" dedi. Ben gittim konuşmaya. Geldim ve eşime (Leyla Laleli’ye) dedim ki: "Gidiyoruz.”
  •  Siz bunu nasıl karşıladınız? Ve ne yaptınız?
  •  (Leyla Laleli gülüyor) Vallahi, toparlanıp döndük.

Laleli çifti Türkiye’ye ellerinde ilk çocukları olan Elvan ile dönüyor. Yahya Hoca üniversiteye dönüyor, Leyla Hanım TED Ankara’da kısa bir süre biyoloji öğretmenliği yapıyor. Henüz ortada bir laboratuvar kurulması fikri net olarak yok. Ama bu süreç içinde fikir yavaştan konuşulmaya başlanıyor. 

  •  (Leyla Laleli) Evet, yavaş yavaş başlayıp zaman içinde daha sıklaşır şekilde konuşuldu. 
  •  Peki, sizi hiç tetikleyen bir anekdot oldu mu? 
  •  Oldu tabii. Döndüğümüzde Elvan'ın, kızımın, bir tahlili için laboratuvar lazım oldu. O zaman Ankara'daki bu laboratuvar sayısı çok azdı. Birine gittim, numuneyi alıp. Kapı açıktı. Numuneyi alacak masa başında kimse yoktu. Yerleri, etrafı düzenleyen bir personel numuneyi kendisinin aldığını (söyledi), ismimizi yazdı, bana bir kağıt verdi, hatırladığıma göre. Ben (numuneyi) bırakıp çıktım. Ertesi gün neticeyi almaya gittiğimde, muhtemelen aynı personeldi, bir iskemlenin üstüne çıkmış, etrafta da sekiz on kişi… benim gibi netice almaya gelen kişiler bekliyordu. Adamcağız raporun üstünden ismini okuyor; raporun sahibi elini uzatıp raporunu alıp gidiyordu. Tabii, bu çok hoş olmamıştı. O zamandan başlayarak bunu konuşup, biz bundan daha iyisini yapabiliriz diyerek bu (laboratuvar) konuşmalar daha da ciddileşti. O zamanlar yokluk yılları… Akıllı cep telefonu, bilgisayar, tablet yok. Telefonlar sayıyla veriliyor; her evde telefon yok. Sıfırdan bir laboratuvar kurmak hiç kolay değil. 
  •  Maddi ve manevi nasıl bir destek arayışına girmek zorunda kaldınız?
  • …Hemen hemen hiçbir şey yoktu… Alınacak eşyadan kurulacak çalışma düzenini sağlayacak masalar dahil, her şeyi yaratmak zorunda kaldık. Bir kere dayımın çok desteği oldu, manevi desteği. Maddi desteği herkes yapabiliyordu ama o çok yüreklendirdi. Arkadaşlar, eş dost çok yardım etti. İşte bir mutfakçı bulundu, masalar yaptırıldı. Bölmeler yaptırıldı. Zaten kiraladığımız yer topu topu 60 metrekare civarında Mithatpaşa Caddesi'nde küçük bir daireydi. İlk orada başladık. Ben tabii mecburen Yahya işte olduğu için ben meşgul olmak zorundaydım. Bürokratik işlemleri yaptık bir bir. İzinleri aldık. Bir tane teknisyenimiz vardı. İşte zaman içinde genişledik.
  • O sırada iki evladınız var. Onları artık okula mı götürüyorsunuz, servise mi bindiriyorsunuz? Sonraki bütün gününüz bu 60 metrekare içinde mi geçti? 

  • Evet…Mehmet küçüktü, bir yaşını biraz geçmiş. Onu bazen yanımda getirirdim. Kuruluş (aşamasında) eşyalar gelecek, ustalar gelecek, elektrik, bir sürü iş. Onunla vakit geçirirdim. Sonra da sabah gelirdim. Kan alma işlemi vardı. Benim yabancı olduğum. İşte zaman içinde hepsini öğrendim. Kalabalığı dağıtmayı öğrendim. 

  • Bir sistem kurdunuz aslında?

  • Tabii… gelen hasta gelince buyur edip kâğıdına göre, kâğıdını açmayı öğrendim, parasını almayı öğrendim. Hazırlanan raporu vermeyi öğrendim. Sonra zaman içinde yardımcılar bulduk. 

  • Aslında ilmek ilmek işlenen bir hikâye bu, değil mi? 

  • Evet, evet. Büyüdükçe, ihtiyaç çıktıkça... 

Hasta Odaklı Yaklaşım

  • Yıllarını Düzen Laboratuvarlar Grubu’nda  geçirenler ile konuştuğumda hep aynı şeyi duyuyorum, sizin arkanızdan da söylüyorlar. (Gülüşüyoruz). Diyorlar ki: Leyla Hanım … numune alınacak o masanın etrafında, yanında, bazen masanın arkasında, hastalarla hep muhatap olurdu. Onları dinlerdi, yönlendirirdi. Daha sonra buraya bir resepsiyonist, bir hasta kabul kişisi bile alındıktan sonra hastaları dinlemeye devam etti ve bizi de o anlamda yönlendirdi. Düzen Laboratuvarlar Grubu'nun en önemli altı çizilen noktalarından birinin gerçekten de hasta odaklı olması. Bunu o yıllardan bu yıllara nasıl taşıdınız? Benden bu kadar deyip, dinlemeyebilirdiniz. Nasıl olsa işler yürüyor diyebilirdiniz. Size ne katma değer sağladı? Sizi ne cesaretlendirdi?

  • Herhalde insanları memnun etmek, bir işe yaradığını hissetmek... Hastaların büyük bir kısmı uzaktan, taşradan gelirdi. Onların imkânları hep kısıtlıydı. İşlerini bir an önce bitirip geri dönmelerine yardımcı olabilmek. Bilmiyorum, herhalde tabiat olarak da buna yatkındım… O memnuniyeti görünce insanların yüzünde hoş bir olay oluyordu. Hoş.

Leyla Laleli bu sözleri söylerken gözlerinin içinde hafif bir yaş görüyorum.  Hâlâ tüm Düzen çalışanlarında olduğu gibi hastaların üzerine titriyor.  Sonra devam ediyor…

  • Her olay bir düzeltmeye gidiyordu. Onu böyle yapmayalım, bunu böyle yapalım, öyle kaydetmeyelim. Bunlar zaman içinde profesyonel olmadığımız için, bize kendi tecrübemizle kazandığımız şeyler oldu ama hep başındaydık. Yahya da işi bitince hastaneden gelirdi. Bir dört beş sene Mithatpaşa'da öyle kaldık. Sonra Yahya üniversiteden, kanunlar sebebiyle, ayrıldı. Sonra o Mithatpaşa'da bir süre birlikte kaldık. Orası birlikte olmak için biraz küçük bir mekândı. Çok yakındık birbirimizin sesine (kahkahalar atıyoruz). 

  • Sonra… Kavaklıdere'deki bina bitti. İşte orada önce cesaret edip bir daire kiraladık. Sonra taşınırken baktık, bu iş hani o tarafa kaysa daha iyi olur, ikinci daireyi kiraladık. Ben önce oraya gitmeye başladım. Yahya aşağıda kaldı. İşte zaman içinde oradaki kiraladığımız daireler, bir katta beş dairesi vardı, çoğaldı.  Yeni arkadaşlar katıldı. Doktorlar katıldı. Artık benim yüküm daha azaldı. Ben yavaş yavaş geriye çekilmeye başladım. 

  • Öyle diyorsunuz ama siz hâlâ gidiyorsunuz. 

  • Giderim, ama bana çok bağlı bir iş yok. Mesuliyet taşımadan hâlâ gidiyorum. 

  • Böylesi daha keyifli?

  • Daha keyifli. Takip etmeyince kimse kızmıyor. (Gülüşmeler)

Tek teknisyenden 500’ü aşkın çalışana …

Bir teknisyenle, 60 metrekarede başlayan Düzen, bugün artık 500’ü aşkın çalışanıyla etkin hekimliğin en önemli öğesi olan destekleyici tanı ve tedavi takibi için gerekli analitik ölçümleri yapmada öncü olmuş bir kurum. Bu nasıl bir his diye sormadan edemiyorum. 

  • Çok güzel bir his, çok güzel bir his. Çocuklara da devretmeyi (istiyoruz), tabii isterlerse, ki istiyor gözüküyorlar. Hoş bir his, hoş bir his.

Peki, ya Düzen’in devamlı eğitim veren, devamlı günceli takip eden, araştırmalara devam eden, ciddi bir akademik yanı olmasına, bir kurucu olarak Leyla Laleli nasıl bakıyor? Sağlığın süreğenliğini destekleyebilmek için kapsamını ve faaliyet alanlarını genişleterek, yıllar içerisinde sadece öz kaynaklarını kullanarak Türkiye’de laboratuvarcılık alanında güvenilirliği ve geniş yelpazede her konuya cevap verebilirliği ile sektörün en önemli markası haline gelmiş olması önemli.  Bunun içindeki kendine yatırım yapma prensibi her zaman var mıydı sorusunu yöneltiyorum. 

  • Hep öyleydi, hep öyleydi bizim için … Çok fazla bir kapitalle başlamadık. Kazandıkça içeriye (koyduk) , zaten mecburduk, teknolojiyi takip ediyorduk. Aletler alınıyordu. Hiçbir zaman öyle bir para çekecek imkânımız olmuyordu. Onun için o alışkanlıkla hep yeni bir alet, yeni bir alet, yeni ne çıkmışsa onları tamamladık… 

  • Hâlâ da bu geleneği sürdürüyor musunuz?

  • Hâlâ da, hâlâ da evet. Maalesef, teknoloji çok çabuk gidiyor; aletler çok çabuk eskiyor. Kendi kendini ödeyip, kendi kendini yenileyen bir durum yarattık.

Laleli Markası

İnsan sağlığını bir bütün olarak gören Düzen Laboratuvarlar Grubu, sadece klinik laboratuvar alanında değil, bireylerin sağlıklarının korunması ve devamını etkileyen çevre ve gıda konularına da yatırım yapmaya devam ediyor. Bu yatırımlardan biri de Laleli markası altında büyüyor.

  • Bu nasıl başladı? Belki hobi olarak başladı. Kayınvalidemin zeytin ağaçları vardı. Zeytinle uğraşan, göçmen bir ailenin ferdiydi. (Zeytini)  tercih ettik. İşte önce küçük küçük başladı. Sonra da gelişti, gelişti.

Hep teknoloji kullanarak ve ödül alarak gelişti.

  • Evet. Yahya'nın merakı, yaptığı her işi iyi yapmak, en iyisini yapmak istemesi sonucu güzel işler çıktı. Oraya (Burhaniye) çok faydası oldu, halkı eğitti, başka türlü zeytin toplanacağını, zeytini işleme yollarını öğrendiler.

Bu keyifli söyleşimizi tamamlarken yarım asırlık Düzen macerasının nereye evrilmesini arzu ettiğini de konuşuyoruz. Leyla Laleli, açık yüreklilikle “daha da profesyonel şartlarda çocukların arzu ettikleri müddetçe götürmeleri tarafındayım” diyor. Değere değer katılarak daha da büyümesini ve insanlara hep en iyi hizmeti verebilmesini arzu ediyor. Zannediyorum bahsettiği “kısıtlı vaktiyle ve imkânlarıyla” laboratuvara gelerek şifa, derdine çare arayan insanların yüzünde gördüğü mutluluğun resminin her gün tekrarlanmasını görmek her zaman büyük bir gurur olacak…

İçinizdeki çocuk hep vicdanınız olsun. Nice 23 Nisanlar görelim!




 

Görüşlerinizi Paylaşın