Mareşal Fevzi Çakmak ve 30 Ağustos Zaferi
Bu yazı 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılmasından sonra düşmanın Anadolu’dan tümüyle çıkarılması amacıyla Mustafa Kemal Paşa’yla mutabık oldukları üzere Genelkurmay’daki odasına kapanarak Büyük Taarruz için kapsamlı savaş planları hazırlığına başlayan Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ( Çakmak) Paşa’nın şehit kardeşi Nazif Çakmak’ın torunu A. Fevzi Çakmak tarafından kaleme alınmıştır.
Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Zaman zaman Mustafa Kemal Paşa da bu çalışmalara dâhil olmuş, karşılıklı görüş alışverişinde bulunmuşlardır. Bu arada eksik askeri teçhizatları tamamlamak için “Tekalif-i Milliye” emirleriyle halktan destek alınmış, Doğu ve Güney cephelerinden birlikler büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırılmış, orduya taarruz eğitimi verilmiş ve düşmanı yanıltma amacıyla yoğun karşı-istihbarat ve dezenformasyon çalışmaları yürütülmüştür.
Fevzi Paşa, tüm bu hazırlıklar sürerken bir yandan kendi dava arkadaşlarından iç muhaliflerle olan anlaşmazlıklarını sonraki yıllarda verdiği bir röportajda şöyle anlatmaktadır: “Haziran 1922 ayında bir gün Rauf Bey başkanlığındaki vekiller heyetine bilgi vermek üzere bir toplantı yapıldı. Tartışmaların başlamasından az sonra taarruz karşıtlarının itirazları alabildiğince şiddetlendi. Kimisi taarruzun bir cinnet olduğunu söylüyor, kimisi “Ne diye boşu boşuna kan dökelim.” diyor. Kimisi ise “Efendim yüzde yirmi beş zafer ihtimali olsa bu taarruza ben de taraftar olurdum. Fakat maalesef yok.” diyordu. Nihayet içlerinden birisi kalkıp da “Efendim bizim şu kadar katırımız şu kadar devemiz olsaydı bu yapılabilirdi.”, kabilinden bir hezeyan savurunca, dayanamayarak yumruğumu masaya vurdum. “Efendim,” dedim, “bu taarruzda zafer ihtimali yüzde yirmi beş değil, yüzde yetmiş beştir. Her ne kadar bizim, muarızlarımızın istediği miktarda katırımız ya da devemiz yok ama ben Mehmetçiğin mücadele gücünü dünyanın başka hiçbir mahlûkuyla mukayese edemem. O Mehmetçik kavgayı sevdiği zaman deveden çok fazla yol yürüyerek ve deveden çok fazla aç kalarak dövüşür.” Bu sözler üzerine Kara Vasıf “İyi ama efendim Ankara’yla İzmir arasındaki sekiz yüz kilometrelik mesafeyi alırken askeri nasıl besleyeceğiz?” demezler mi? Tahmin buyuracağınız gibi, ona mesafeyi ölçerken pergeli herhalde yanlış tutmuş olduğunu söyledim. Zira belliydi ki, itirazcılar bizim taarruza Ankara’dan değil Afyon’da başlayacağımızı bile hesaplamayacak kadar gaflet içindeydiler. Kendisine “Vasıf Bey şimdi, harman mevsimidir köylünün elinde her şey vardır. Onlar kendi ordularını fırınlar dolusu ekmek çıkararak, sürülerle kurbanlar keserek ve çuvallar dolusu üzüm sağlayarak karşılayacaklardır. Bu kavga başka orduların başka şartlar içinde yaptıkları kavgalardan hiçbirine benzemez. Bunun içindir ki bu kavgada bizim iaşe menzilimiz tarihin klasik harplerinde görülen ordularınki gibi gerimizde değil ilerimizdedir.” Bütün bu tartışmalardan sonra taarruz kararımız bakanlar kurulunun çoğunluğunun onayını almıştır.”
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın taarruz planını hazırlanmasında ve taarruzun icrasında Başkomutan’a yardımları, gelişen durumlara göre cepheden cepheye koşması, 4 Ekim 1922 günü yapılan Büyük Millet Meclisi toplantısında Mustafa Kemal Paşa tarafından şöyle değerlendirilir. “Ordumuzun kudreti, kabiliyeti ve hazırlık derecesi hakkında güvenimiz tamdı. Fakat bir defa daha Erkan-ı Harbiye-i Umumi Reisi Fevzi Paşa Hazretleri’yle cepheye gittik ve baştan sona kadar ordumuzu gözden geçirdik. Düşman mevzileri ve düşman ordusu da tetkik edildi. Bu son teftişimizin neticesi mevcut olan kanaat ve imanımızı kuvvetlendirdi. O zaman kesin olarak taarruz hazırlığı için emir verdim.
Efendiler! Taarruz öteden beri Erkan-ı Harbiye-i Umumi Reisi Fevzi Paşa Hazretleri’nin pek derin ilme ve vukufa, pek derin feyz ve tecrübelere dayanarak hazırladığı plan dâhilinde vuku bulacaktı. Bu plan düşman ordusunu kaçırmak için değil, fakat tutup boğmak esasını ihtiva eden bir plandı. Bu plan dâhilinde hazırlık emri verildikten sonra tabiatıyla maksatlarımızı gizlemekte fayda buluyorduk. Buna uygun olarak da Erkan-ı Harbiye-i Umumi Reis’iyle cepheden Ankara’ya ayrı ayrı döndük.”
Büyük Taarruz planlandığı gibi 26 Ağustos 1922 günü başlamış ve düşman 30 Ağustos’ta tamamıyla kıskaca alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşalar o sabah 06.30’dan önce yaptıkları toplantıda durumu incelemişler ve ordulara yeni emir ve talimat hazırlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa durumun aciliyetinden dolayı hazırlanan talimatları Fevzi Paşa’nın bizzat giderek 2.Ordu’ya ve Süvari kolordusuna tebliğ etmesini ve uygulanmasına nezaret etmesini istemiştir. Kendisi de 1. Ordu’ya nezaret etmeye gidecektir. İsmet Paşa Batı Cephesi karargâhında genel durumu izleyecektir.
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda, düşman ordusunun büyük bölümü Mustafa Kemal Paşa’nın Zafer Tepe’den idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş ya da esir edilmiştir. 31 Ağustos günü yeni bir durum değerlendirmesiyle kaçan düşmanın takibine karar verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, o hepimizin çok iyi bildiği, tarihi “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.
Büyük Taarruz yaklaşık iki yüzyıldan beri Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. Çanakkale ve Sakarya’da Türk zaferi hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa Başkumandan Meydan savaşında düşman ordusu topyekûn yok edilmiş, yaklaşık 150.000 km2’lik bir alan on dört gün gibi kısa bir sürede ele geçirilmiştir.
Fevzi Paşa verdiği bir başka demeçte bu savaşa neden Başkomutan Meydan Savaşı adı verildiğini şöyle açıklamaktadır. “Harbin kesin sonucunu temin etmesinden ve iki ordunun kavuşma yerinde bulunan Başkumandan’ın bizzat sevk ve gözetimi altında cereyan etmesinden ve Batı Cephesi Orduları’nın bugüne ‘Başkumandan Meydan Muharebesi’ denilmesini arzu etmelerindendir. Ordularımız için bir tarihi hatıra olmak ve Başkumandanımıza sevgi, bağlılık ve sarsılmaz güvenimize yeni bir delil teşkil etmek üzere anılan 30 Ağustos 1922 Muharebesi’ne bu ad verilmiştir.”
Fevzi Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın önergesi ve Büyük Millet Meclisi’nin oybirliğiyle mareşal olduğunu öğrendiği gece Uşak’ta belediye reisinin evinde misafir bulunmaktadır. Evin hanımı bu haberi alınca gelinliğinin telleriyle mareşal apoletlerini örer. Ertesi gün Fevzi Paşa mareşal üniformasıyla yollardadır.
Mareşal Fevzi Çakmak Büyük Taarruz sonrası süvariler ve piyadelerin İzmir’e bir an önce varmak için girdikleri amansız yarışa dikkat çeker. Sonuçta piyade birliklerinin süvarilerle aynı anda İzmir’e ulaştığını belirterek bunun dünyada eşi benzeri görülmemiş bir askeri başarı olduğunu söyler. Kendisi de Mustafa Kemal Paşa’yla beraber orduyu adım adım izleyerek 9 Eylül 1922 günü Nif’e (bugünkü Kemalpaşa ilçesi) ulaşırlar. Bu yolculuk sırasında çekilen, Fevzi Paşa’nın el yazısıyla tarih düştüğü fotoğraftaki her ikisinin de yorgun fakat mağrur yüz ifadeleri içinde bulundukları ruh halini yansıtmaktadır.

10 Eylül 1922 günü de İzmir’e girerler. Fevzi Paşa o anları şöyle anlatır. “İzmir’e bir otomobilde ikimiz beraber girdik. Halk yollara dökülmüş Mustafa Kemal’i görülmemiş bir sevinç gösterisiyle karşılıyorlardı. Şehirde düzenlik ve güven tamamıyla sağlanamadığı için şurada burada dağınık düşman çetelerinin Atatürk’e karşı her an bir tecavüzde bulunmaları mümkündü. Fakat halkın gösterdiği coşkun sevgi ve saygı bütün kötü niyetleri sonuçsuz bırakmış, en cüretkâr olanlarını bile böyle bir hareketten alıkoymuştu. 30 Ağustos’ta başlayan ve Türk ordusunu 9 Eylül’de İzmir’e ulaştıran zaferler silsilesi o vakit bütün memlekete hâkim olan bir ruhun; Kuvâ-yi Milliye ruhunun eseridir.”

Fevzi Paşa’ya göre bizim İstiklâl Harbimiz fiilen İzmir’in işgaliyle başlamış ve İzmir’in kurtuluşuyla sona ermiştir.