DİPLOMASIZ VARSILLIK TUTKUSU
GENÇ KUŞAKLARIN DİPLOMASIZ HIZLI SERVET EDİNME TUTKUSU VE BİLGİNİN GELECEĞİ KONULU SOSYO-EKONOMİK BİR ANALİZ
Özet:
Bu makalemde, genç kuşaklar arasında yaygınlaşan “akademik eğitim yerine erken yaşta zengin olma” eğilimini incelemeye; bu dönüşümü tetikleyen ekonomik, kültürel ve teknolojik dinamikleri analiz etmeye çalıştım. Ayrıca, bu eğilim kesintisiz biçimde yükselmeye devam ederse gelecekte bilgi üretiminin kimler tarafından ve nasıl sağlanacağına ilişkin kritik soruları gündeme taşıyarak kendimce cevaplar ürettim. Bulgular, bazı rol modellerin etkisi ve dijital ekonominin sunduğu fırsatlar nedeniyle geleneksel yüksek öğrenim kalıplarının çekiciliğini kaybetmeye başladığını; ancak uzun vadede bu eğilimin küresel bilgi üretimi, inovasyon kapasitesi ve toplumsal eşitlik üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
1. Giriş:
Son on yıl içinde gözle görülür biçimde artan bir sosyolojik olgu, akademik literatürde giderek daha fazla tartışılmaktadır: Genç bireylerin üniversite eğitimine ve sonrasında akademik kariyer yapmaya yönelik ilgilerinin azalması ve bunun yerine girişimcilik, dijital içerik üretimi, kripto yatırımları veya sosyal medya fenomenliği yoluyla “erken finansal başarı”ya yönelmeleri.
Birçok ülkede yapılan araştırmalar, gençlerin önemli bir kısmının “eğitimli ve yoksul” olmaktansa “düşük eğitimli / eğitimsiz ama varsıl” olmayı tercih ettiklerini göstermektedir.
Bu, yalnızca bireysel tercih değil; yüksek öğrenim maliyetleri, iş gücü piyasasının belirsizliği ve sosyal medyanın abartılı başarı hikayeleriyle beslenen yapısal bir dönüşümdür.
2. Literatür ve Kavramsal Çerçeve:
2.1. Akademik Eğitimin Değer Kaybı:
Yüksek öğretim maliyetlerinin yükselmesi, geleneksel diplomanın iş gücü piyasasında garanti sağlamaması ve dijital girişimciliğin düşük maliyetle başlayabilmesi, gençlerin üniversiteye olan ilgisini azaltmaktadır.
Örneğin:
• Kanada’da Z kuşağı girişimcilerinin yalnızca % 47’sinin üniversite diploması vardır.
• OECD raporları, genç girişimcilerin motivasyonunda “maddi kazanç”faktörünün tarihsel olarak en yüksek seviyeye çıktığını göstermektedir.
• İngiltere’de 30 yaş altı girişimciler arasında, üniversiteye gitmeden iş kuranların oranı önceki kuşaklara göre iki kat artmıştır.
3. Bulgular:
3.1. Gençlerin Akademiden Uzaklaşma Nedenleri:
1. Maliyet-fayda denkleminde üniversitenin kaybeden taraf haline gelmesi,
2. 9–5 çalışma modelinin cazibesini yitirmesi,
3. Dijital platformların sunduğu hızlı / kolay gelir olasılığı,
4. Kolektif başarı tanımının finansal özgürlük merkezli hale gelmesi,
5. Eğitim kurumlarının inovasyon hızının dijital ekonomiye göre yavaş kalması.
3.2. Eğitim Yerine Servet Biriktirmeye Yönelişin Yükselen Grafiği:
Veriler, gençlerin üniversiteye başlama oranlarının birçok ülkede düşüşte olduğunu, buna karşın genç yaşta şirket kurma oranlarının yükselmekte olduğunu göstermektedir.
4. Tartışma: Eğer Trend Büyümeye Devam Ederse Ne Olur?
4.1. Bilgi Nerede Üretilecek?
Eğitimli nüfusun azalması durumunda küresel bilgi üretimi üç ana alana kayacaktır:
1. Elit Üniversiteler:
Dünya nüfusunun çok küçük bir yüzdesinin girebildiği Harvard, MIT, ETH Zürich gibi kurumlar bilgi üretiminde tekel haline gelebilir.
2. Büyük Teknoloji Şirketleri (Big Tech):
Google, OpenAI, Meta, Tencent, Samsung gibi şirketler kendi Ar-Ge ekosistemlerinde, üniversitelerden bağımsız bilgi üretimi yapmaya devam edeceklerdir.
3. Yapay Zeka Destekli Otomatik Bilgi Üretimi:
Yapay zeka, bilginin üretilmesinde, doğrulanmasında ve yayılmasında merkezi bir aktör haline gelecektir.
Bu eğilim, kısa vadede ekonomik dinamizm yaratsa da uzun vadede daha büyük soruları gündeme getirecek kanaatindeyim.
İlki şu: Eğer genç kuşak akademiden uzaklaşmayı bir norm haline getirirse, bilgi nasıl üretilecek?
Bilgi üretimi asırlardır üniversitelere, araştırma kurumlarına ve derin uzmanlığa dayanan bir süreçti. Ancak eğitimli nüfus azalırsa bu rol giderek dar bir elit grubun, büyük teknoloji şirketlerinin ve yapay zeka temelli araştırma modellerinin elinde toplanabilir. Yani bilgi, geniş toplumun değil, sınırlı bir küresel aktörler kümesinin ürünü haline gelebilir.
4.2. Dünya “yarı cahil zenginlerle” mi dolacak?
Bu soruya akademik perspektifle üç yanıt verilebilir:
1. Evet, kısmen:
Eğitim seviyesi düşük ama dijital becerilerle zengin olan bir sosyo ekonomik sınıf ortaya çıkmaktadır. Bu bireyler, içerik ekonomisi ve girişimcilik sayesinde gelir elde edebilirler.
2. Hayır, ama eşitsizlik artacak:
Üst düzey bilimsel ve teknolojik bilgi, daha az sayıda kişi tarafından üretileceği için eğitimli elitler ile eğitim almadan zengin olan kitleler arasındaki uçurum büyüyebilir. Bu durum, toplumları ikiye bölebilir: Bilgi üreten küçük bir elit ile bilgiyi tüketen ama ekonomik olarak güçlü olan geniş bir kitle.
3. “Cahil zengin” tanımı değişiyor:
Bu bireyler geleneksel akademik eğitime sahip olmasalar da:
• Algoritmik düşünme,
• Dijital pazarlama,
• İçerik üretimi,
• Hızlı adaptasyon becerileri
gibi “yeni tür bilgi alanlarında” yüksek yetkinliklere sahip olabilirler.
Bu nedenle geleceğin toplumunda klasik anlamda “okulsuz ama bilgisiz” bir zengin sınıf yerine, “akademik diplomasız ama dijital yetkinlikli” bir yeni elit oluşabilir.
4.3. En Büyük Risk: Yapısal Bilgi Açığı:
Eğer üniversite cazibesini hızla kaybetmeye devam ederse:
• Temel bilimlerde (fizik, biyoloji, kimya)
• Tıp alanında
• Mühendislikte
• Kamu politikası ve sosyal bilimlerde uzun vadeli ve derinlikli uzmanlık gerektiren araştırmaları yürütecek insan sayısı azalabilir. Bu durum, ülkeler arasında bilimsel rekabet gücü farkını artırabilir. Gelişmiş ülkeler bilgi üretiminde daha da ilerlerken, gelişmekte olan ülkeler düşük eğitimli fakat finansal olarak motive genç nüfus nedeniyle bilimsel kapasite kaybı yaşayabilirler.
5. Sonuç:
Genç kuşaklarda yükselen “erken zenginlik” arayışı, yalnızca bireysel tercih değil, küresel ekonomik dönüşümün bir sonucudur. Bu eğilim durdurulamaz gibi görünse de, ülkelerin eğitim politikalarını yeniden yapılandırması, üniversitelerin girişimcilik ve inovasyonla bütünleştirilmesi ve gençlerin sadece kısa vadeli kazançlara değil, uzun vadeli bilgi üretimine de yönlendirilmesi kritik önem taşımaktadır.
Eğer bu trend yükselmeye devam ederse dünya, az sayıda yüksek eğitimli bilgi elitinin ile geniş bir dijital girişimci zenginler sınıfının bir arada bulunduğu ikili bir toplumsal yapıya doğru evrilebilir. Asıl soru, bu dengenin bilimsel ilerleme ve toplumsal adalet açısından ne kadar sürdürülebilir olacağıdır.
Yukarıda özetle sunmaya çalıştığım tablo kesinlikle karamsarlık için bir davet değil, daha güçlü bir eğitim-politika tartışması için bir uyarı niteliğindedir. Üniversiteler artık gençlere yalnızca diploma değil, sorun çözme becerisi, girişimcilik, veri okuryazarlığı ve teknolojik üretkenlik sunan hibrit bir model geliştirmek zorundalar. Aksi halde bilgi üretimi, toplumdan kopuk ve dar bir çevrede yoğunlaşırken; geniş kitleler hızlı servetin cazibesiyle uzun vadeli entelektüel yatırımı göz ardı etmeye devam edeceklerdir.
Kısacası, bugünün sorusu yalnızca “gençler neden üniversiteye gitmiyor?” veya “neden akademik kariyer yapmıyorlar? değil; asıl mesele “bilgi gelecekte nerede, nasıl ve kimler tarafından üretilecek?” sorusudur. Bu sorunun cevabı ise ancak geleneksel akademik eğitim sisteminin çağcıl gerçekler doğrultusunda kendini dönüştürme kapasitesinde saklıdır.
Saygı ile
Serdar DURAT
24.11.2025