Atatürk’ün Çocukluğundan İtibaren Sağlığı
GATA ilk kadın hekimi, Pediatri Uzmanı Dr. Ülkü Sema Aydın
Huzurevinde 17 Temmuz 2026’da yaptığı söyleşi
(Atatürk) Çocukluğunda kardeşleriyle birlikte Difteri-Kuşpalazına hastalığına yakalandı. Kardeşleri bu hastalıktan öldü, kendisi kurtuldu. Difteri hastalığı bulaşıcı toksik bir hastalık olup bademcikler üzerinde kirli bir membran oluşturmakta ve toksik etkisi organlara ciddi zararlar veren bir hastalıktır. Ülkenin aşı, serum ve ilaç ihtiyacını karşılamak üzere Sağlık Bakanlığına bağlı olarak 1928 de Dr. Refik Saydam tarafından bir kanunla kurulan Hıfzıssıhha Enstitüsünün ürettiği, Difteri, Tetanoz ve Boğmaca Karma aşılarıyla çocuklar bu hastalıklara yakalanmaktan kurtulmuştur. Salgın dolayısıyla Çin’e Kolera aşıları bile bu Enstitü tarafından üretilerek gönderilmiştir (Temmuz. 1938). Ancak, Enstitü 2011’ de KHK ile kapatılmıştır.
Küçük yaşta babasını kaybeden Mustafa, Annesi tarafından dini vecibeleri öğrenmesi için mahalle mektebine gönderilir. Ailesiyle Langaza’da olan dayısı Hüseyin Bey’in çiftliğine yerleşirler. Küçük Mustafa çiftlikte çalışır. Selanik’teki rüştiye mektebine gider. Kendi isteği ile Askeri Rüştiye mektebine kaydını yaptırır. Burada matematik Hocası tarafından başarısından dolayı adı Mustafa Kemal olmuştur. Askeri Rüştiye bitince Manastır (Bitola) daki Askeri İdadiye (Lise) kayıt olur. Bu okulda Fransızcaya merak sarar, yakın bir arkadaşından hitabet becerisini öğrenir, okul, kişilik gelişmesine büyük katkı sağlar. Ama sigaraya burada başlamıştır. Kırım savaşından sonra sigara alışkanlığı Avrupa’da moda olur. Geçirdiği ateşli bir hastalık için Sıtma denir. O zamanın ilkel tıp tekniğinden her nöbet şeklinde yükselen ateşe Sıtma demek adetti. 1902’de Mülâzım-ı Sânî (Teğmen) rütbesiyle mezun olur ve İstanbul Harp Akademisinde 3 sene eğitim görerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle 1905’de mezun olur. Manastır İdadisi ve Akademide el yazısıyla yazıp arkadaşlarının okuması için duvara astığı devrimci bildirileriyle okul idaresi ve Sarayın yakın takibi sonucu kısa bir müddet tutuklanır. Serbest bırakıldıktan sonra ilk görevi olan Şam’a tayin edilir. Şam’da ve Filistin cephesinde aşiret savaşları ile savaş tecrübesi kazanır. Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Bey’in kuruculuğunu yaptığı İttihat ve Terakki Cemiyetine 1907’de 322 üye no’su ile kayıt olur. Onların verdiği gizli bir görevle arkadaşları Fuat Bulca, Nuri Conker ile Tanin gazetesinin muhabirleri gibi sahte kimlikle ve bedevi kıyafetlerle Libya’ya gitmek üzere İstanbul’dan kalkan bir Rus gemisiyle Mısır’a giderler. 2. Meşrutiyet yeni kurulmuştur. Görevleri, Libya halkının meşrutiyet için aleyhte olan davranışlarını incelemekti. Mısır İngiliz işgalindeydi. Osmanlı topraklarının büyük kısmını kaybetmiş, Afrika’da sadece Libya kalmıştı. İngiliz ve Fransızların kışkırtmasıyla İtalyanlar Libya’yı işgal etmek istiyordu. Abdülhamid zamanında Osmanlı topraklarının büyük kısmı kaybedilmişti. Gemiler Haliç’te çürümeye terk edilmişti. 100 sene evvel Cezayirli Hasan Paşa Akdeniz'i bir Türk gölü haline getirmiş, Akdenize giren yabancı gemileri haraca (vergi) bağlamıştı. George Washington zamanı, Akdeniz’e girmek isteyen gemilerden Amerika Kongresiyle yaptığı anlaşma ile Amerika'yı 12 bin Osmanlı Altını olan bir vergiye tabi tutmuştu. Bunları unutmamak gerekir. Kaptanı Derya olan Cezayirli Hasan Paşa Osmanlının ilk tersanesini kurandı.
1000 km.lik Libya yolunda, gündüz 50 derece, gece 5 derece sıcaklıkta olan Mısır Çölünü 8 günde yürüyerek Tobruk, Defne ve Bingazi’den Libya’ya varacaklardı. Yerli halktan milis teşkilatı kurmak üzere aşiret reisleriyle anlaşmışlar ve Eritre Taburunu püskürtmüşlerdi. Alçaktan uçan bir İtalyan uçağından atılan el bombasının parçaları Mustafa Kemal’in sol gözünü ve elmacık kemiğine yaralamış yüzü kan içinde kalmıştı. Gözü iyileşmeden sağ kolundan da yaralandı. Böylece İlk Gazi 1908 yılında oldu. Sol gözündeki bu yaralanmadan sonra hayatı boyunca sol gözü şehladır. Şiddetli çarpışmalardan sonra İstanbula döndüler. Mustafa Kemal ,İttihak Terakki Cemiyetinin fikirlerinin kendisine ters düştüğünü ve en önemlisi askeri kimliği ile bağdaşmıyacağını düşünerek 1908’ de cemiyetten ayrıldı.
1910’ da Paris Picardie Hava oyunları manevrasına, Paris Ataşe Milteri olan sınıf arkadaşı Fethi Okyar, eski sadrazam Ali Rıza Paşa, Binbaşı Selahattin ve Yüzbaşı Mustafa Kemal Manevraya gözlemci olarak gönderildi. Kolağası Mustafa Kemal hava oyunlarına katılan uçaklar karşısında heyecanını gizleyemeyerek havalanmakta olan bir uçağa binmek ister. Babasının adaşı olan Ali Rıza Paşa uçağa binmesine izin vermez ve o uçak düşerek parçalanır. Mustafa Kemal’in hayatı boyunca uçağa binmediği bilinir. “İstikbal göklerdedir” diyen ve manevi kızı Sabiha Gökçe’nin Sivil savaş pilotu yapmak için uğraşan Mustafa Kemal’de bu husus, bir (Uçak Fobisi) olsa gerekir. Manevrayı gözlemleyen Mustafa Kemal yakın bir zamanda çıkacak savaşta uçakların büyük görevi olacağını ima etmiş ve Cumhuriyet kurulduktan sonra Türk gençlerinin sivil havacılıkta yetişmesi için, 1925'te Türk Tayyare Cemiyetini kurmuş ve halka cemiyetin yaka rozetleri dağıtılmıştır. 1911 yılında, ikinci defa Libya’ya gönderilir. Akademiden arkadaşı Enver Bey Derne Komutanıdır. Şiddetli çarpışmalardan sonra Tobruk savaşını kazanır. Binbaşı olmuştur. İngiltere'de basılan The İllustrated London News Dergisi, Osmanlı subaylarının Libya’da ki başarı için resim çekmişti. Bu resimde Enver Paşa ve Mustafa Kemal’den bahsediliyordu, Aralık 1911’de Dünya basınına dağıtılan bu resim Mustafa Kemal’in ilk resmidir. Ancak ifadede bir hata vardı. Çünkü Enver Bey henüz albaydı. 1914 yılında Paşa olacak, Naciye Sultan’la evlenip Saray’a damat ve Erkanı Harbiye Nazırı olacaktır.
Libya’da ateşli bir hastalıktan hastaneye yatan Mustafa Kemal’e Malarya tanısı konmuştur. Sıtma denilen Malarya hastalığı Anofel cinsi sivrisineklerle bulaşan ölümcül, paraziter bir hastalıktır. Tarihte bütün bir şehrin tamamının bu hastalıktan öldüğü ve neslinin bittiği bilinir (Prienne Antik Şehri). Bu antik şehir Menderes Ovasında bulunuyordu. Malaryanın tedavisinde Kinin kullanılır. Kovid hastalığında da kullanıldı. 19.yy da Kına-Kına ağacının kabuklarından elde edilen bu ilaç, yan etkileri bakımından toksik sayılabilir. Malarya hastalığının da ateşli nöbetler şeklinde hayat boyunca sürdüğü görülür. Kalp, karaciğer, sinir gibi organlara tahribatı büyüktür. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1926'da çıkarılan “Sıtmayla Mücadele Kanunu”, Sıtma Mücadele Dispanserlerinin kurulması ve dış ülkelerden getirilen okaliptüs ağaçlarıyla bataklıkların kurutulmasıyla yurtta sıtma eradikasyonu sağlanmıştır. Mustafa Kemal’in sıklıkla ateşli krizler geçirdiğini biliriz. Hayatı boyunca kinin aldığını bir TV programında öğrendik. Beyoğlu’nun en eski eczane sahibi röportajında anlatıyordu: “Tozlu raflarda bulduğum bir defterde Atatürk’ün bizden hayatı boyunca kinin almış olduğu yazılıydı.”
1913’ de Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Sofya Ataşe militeri olarak tayin edilir. Artık Avrupa sosyetesine girmiştir. Düzenlenen bir baloda yeniçeri kıyafetiyle katılması büyük coşkuyla karşılanır ve Bulgar Kralı Aleksandır kendisine altın bir tütün tabakası hediye 1.Dünya Savaşı başlamıştır. 1915’te Enver Paşa O’nu yarbay rütbesiyle Çanakkale 57. Alay Komutanlığı’na atar. Conkbayır’ında bir merminin göğsüne gelmesiyle büyük travma yaşar, ölümden dönmüştür. Mermi cebindeki saati parçalamıştır. Ancak göğüs cildinde oluşan büyük bir cilt altı kanaması aylarca sürer. Parçalanmış saati komutanı General Liman Von Sanders’e hediye eder. Çanakkale’de büyük başarılar sağlar. Albaylığa terfi etmiştir ama çok yorgundur ve böbrek ağrısı çektiği için izin alarak Çanakkale savaşı bitmeden İstanbul’a döner. 1916’da Tuğgeneral olur.
Aralık 1917’de Şehzade Vahdettin'in davetiyle maiyetiyle Alman İmparatoru II. Wilhelm ziyarete giderler. Siyasi görüşmelerde 1. Dünya savaşı için Mustafa Kemal Paşa'nın Alman komutanlara söylediği “ bu savaşı Almaya kaybedecek” sözü unutulmaz. Berlin’de 20 gün kalırlar. Böbrek rahatsızlığı çektiği için Prag yakınlarındaki Karlo Vi Vary (Karlspa)’ a gider ve kaplıca tedavisi için 1 ay kalır. Tuttuğu günlük 5 defter olup sonradan Afet İnan tarafından “Karlspat anıları” adında kitap olarak bastırılmıştır. Kaldığı otel odası bugün onun kullandığı biçimde saklanır. Kapısında adının yazılı olduğu bir plaket vardır. Buradan sonra Viyana Bristol Otele gidip yine kaplıca tedavisi görmüştür. 1918 Mondros mütarekesinden sonra memleketin işgaline karşı 19 Mayıs'ta Samsun, Amasya ve gittiği Erzurum’da askerlik hayatından istifa ederek ayrılır. Çünkü 9 kolordu denetçisi olarak gönderilmesine karşın Saray aleyhine faaliyetler göstermesi iyi karşılanmadığından adına Şeyhülislam tarafından idam fermanı çıkarılmıştır. Sivas Kongresi’nde ciddi bir böbrek krizi geçirir. Bu hastalığa ait bilgiler Kronik Böbrek Hastalığı diye yazılmaktadır. Böyle bir tanı konması vücutta belirgin ödem, yorgunluk, yüzde solukluk, kaşıntı, yüksek tansiyon, idrar şikayetleri gibi arazların bulunması demektir ki böbrek krizleri uzun bir zaman sürdüğüne göre hem kendisi hem etrafı tarafından fark edilmemiş olması ve kronik böbrek rahatsızlığı gibi bir tanı konması çok gariptir. Böbrek ağrısı çektiğine göre kum veya taş olabilir? Kaplıca tedavisinde kendisine gün boyunca içmelerden mineralli su veriliyor ve böbreğine çamur banyosu tatbik ediliyordu. Bir başka husus da Cumhuriyet zamanında genç olmasına rağmen arkadaşları arasında baston kullanan tek kişi kendisi idi. Tansiyonu yüksek olup dengesi bozulduğu için mi baston kullanıyordu? Bilemiyoruz. Türkiye’de tansiyon ölçmek 1935 yıllarında bazı uzman hekimlerce bakılıyordu. Ancak rutin tansiyon ölçmek 1950 yıllarından sonra olmuştur.
1921 de Polatlı’da Orduyu denetlerken attan düşüp 3 kaburgasını kırmış ve ikinci defa Gazi olmuştu. Sakarya Meydan Savaşı’ndaki başarısından sonra 1920'de kurulan TBMM’ de kabul edilen bir Kanunla 1921 de Mareşal ve Gazi’lik ünvanı verilmiştir. 1923’te Latife Hanım ile evlenir. Bir yemekte kalp krizi geçirir. Zatürre geçiren Latife Hanım için köşkte bulunan Dr. Sadi Irmak morfin yaparak C.Başkanı Mustafa Kemal Paşaya müdahale eder. 2 gün sonra bahçede köpeği Fox ile dolaşırken geçirdiği ikinci kalp krizi ile yere yığılır. Kendisine sağlıklı tavsiyelerde bulunulmasına rağmen bu tedbirlere uyduğu söylenemez. Nutuk çalışması için hiç uyumadan 3 gün çalışmış ve kalp spazmı geçirmiştir. Evli olması ve eşinin olumlu uyarılarına rağmen sağlıklı yaşam için gerekli tedbirlere pek önem vermez. 2 sene sonra boşandı. Kasım 1936 da zatürre geçirdi. 1938’e kadar bütün yurdu dolaşıp halkın derdini soruyor, çareler arıyor. memleket meseleleri ve devrimler için akşamları yemekte arkadaşlarıyla fikir teatisi için bulunuyor, sadece akşamları olmak üzere yarım litre kadar rakı içiyor, günde 3-10 paket sigara tüketiyor ve 30 fincan kahve içiyordu. Malarya için devamlı kullandığı kinin ilacının yan etkilerini de unutmamak gerekir. Buna can mı dayanır? Buna sağlam insan dayanmaz,üstelik geçirdiği hastalıklar birçok organ harabiyeti yapmıştı. Keşke kıyafet ve davranışlarına gösterdiği özeni sağlığı çin de göstermiş olsaydı.Ocak 1938’de vücudunda kaşıntılardan şikayet edince köşkün doktorları Çankaya köşkünde kırmızı karıncaların kaşıntıya sebep olduğunu söyleyerek köşkün ilaçlanması için O’na Yalova kaplıcalarına gitmesini salık verdiler.
Burnu kanıyordu, yorgunluk hissediyordu. İşte bütün bu hastalık düğümü, Yalova’da çözülmüştü. Yalova O’nun çok sevdiği bir yerdi. 1930’da asırlık Çınar ağacının dallarının kesilmesine izin vermeyerek tramvay raylarına alınan köşkün 5 m. yer değiştirmesi, O’nun ilk çevreci olduğunu göstermesi kadar İstanbul’a bağlı bir ilçe olan Yalova’nın turizmine de büyük katkı sağlamıştır.
Kaplıcanın Pratisyen genç doktoru Nihat Reşat Belger Atatürk’ü muayene ederek Karaciğerini 3 parmak sert bir şekilde bulunca teşhisi koyar. Kaşıntıyı ve bütün hastalık belirtilerini yapan karaciğer yetmezliğidir. İstanbul’daki hocası Prof.Dr. Neşet Ömer’e durumu bildirir. Gelen hoca durumu teyit eder. Artık geç de olsa tedaviye başlanacaktır. İlk tanıyı koyan O doktor sonradan Dahiliye Uzmanı Prof.Dr.Nihat Reşar Belger olacaktır. ”Hatay benim şahsi meselemdir” deyip Mayıs ayında Adana’yı son defa ziyarete gider. Hatay Fransız işgalinde olup Suriye’ye verilmek istenir. Çok halsiz olmasına rağmen ayakta zor durarak Orduyu selamlar. Aslında Fransızlara gözdağı vermek istemiştir. Ankara’ya dönüp Mayıs sonunda oradan son defa ayrılarak deniz havası için 57 gün kalacağı Savarona yatına geçer, kütüphanesini bile oraya taşıtmış, devlet işlerini orada görüyor ve Devlet Erkanı kendisini orada ziyaret ediyordu. İsviçre’de tahsilde olan manevi kızı Afet İnan’a yazdığı mektupta hastalığının teşhisinde geç kalındığını ifade etmiştir.
Savarona’da geçirdiği krizden sonra Dolmabahçe’ye geçen Atatürk “enginar” yemek istemiş ancak enginarı Hatay’dan temin edebilmişler. Ne var ki enginarı yemek nasip olmamıştır. Enteresan olan enginarın, bugün karaciğere faydalı olduğu bilinen bir sebze oluşudur. 1938 Eylül'e gelindiğinde Atatürk'ün sağlığı hızla bozulmaya başladı. 42 kiloya düşmüştü. Durumun ciddiyetini anlayan Cumhurbaşkanı 5 Eylül 1938 günü el yazısıyla vasiyetini yazdı. Ertesi gün Dolmabahçe Sarayı'na gelen Fransız doktor Fissenger Atatürk'ün karnından tam altı litre su almıştı. 16 Ekim 1938 günü öğleden sonra ağır bir komaya girdi. Bu kritik durum 5 gün sürdü. 29 ekim 1938 de Kuleli Askeri lise öğrencileri denizden onu selamlamak isteyince zorlukla pencereye giderek onları selamladı.Son günlerini Dolmabahçe'de vefat ettiği odasında geçirdi. Kötüleşen sağlığı Türk ve yabancı doktorların bütün tedavilerine rağmen sonuç vermedi.
“Beni Türk Hekimlerine emanet edin.” sözü keşke O’nun olsaydı.Fakat aslında O’nun tarafından söylenmediği belirtilmektedir.

Manastır İdadisi, bugün yine subay yetiştiren bir okuldur. İstanbul 1.ordu Selimiye kışlasına benzer ancak bombalandığı için arka tarafı yıkılmıştır. 2.katta birkaç oda Atatürk’ün eşyaları, fotoğraf, belge ve diplomasının korunup sergilendiği bir müze haline getirilmiştir. Talebe halini gösteren bir heykeli de vardır. İlk aşkı Eleni Karinte’nin O’na yazdığı mektup da burada bulunmaktadır. Eleni’nin babası hristiyan bir tüccardı, askeri talebeyle ilişkisine izin vermemiştir. Şirok caddesinde bulunan evinin balkonunda, Mustafa Kemal dolaşırken göz-göze gelirlerdi. Eleni hayatı boyunca evlenmedi Mustafa Kemal'i uzaktan takip etti. Müzede saklanan mektubun bir kopyasını özel izinle almıştım.
Talebelik heykeli İlk Görevi Şam 19 Mayıs 2019 100 sene sonra ziyaret ettiğim Atatürk müzesinde ziyaretçi defterine şunları yazdım: “ İlk kadın subay olarak 100 sene sonra burayı ziyaret etmek benim için bir İbadettir.”
1918 de Kaplıca tedavisi için 1 ay kaldığı bu otelde kullandığı oda aynen muhafaza edilmektedir. 2500m. den fışkırarak çıkan sıcak,mineralli ve radyoaktif maden suyu 31 kaynaktan geliyor ve her biri 30-74 derece sıcaklıkta değişik özellikler gösteriyordu.Kaplıca doktoru tarafında verilen tarif üzerine günde 3 defa yemeklerden önce özel seramik ve cam bardaklarda yudum yudum ve her seferinde 100 cc, 5-10 dk. sonra 100 cc daha içiliyordu. Akciğer,kalp,sindirim sistemi, karaciğer, safra ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği söyleniyordu. Ayrıca ısıtılmış çamur banyoları da vücuda günde bir kere tatbik ediliyordu. Turistler ücretsiz verilen içme suyu çeşmeleri mermer sütunlu bir açık bir sahada bulunuyordu.
İttihat Terakki Cemiyeti 19.yy sonlarında Devletin modernleşmesi ve Türkçülük,milliyetçilik ideolojisi için Mekteb-i Tıbbiyeyi Şahane okulunun 5 öğrencisi tarafından gizlice kurulmuştu. Avrupa'da Türk aydınlarınca kurulan Jön Türkler ve Selanik subaylarının kurduğu cemiyetler birleşerek güç kazanmıştır. Göz Dr.İbrahim Temo,Talat, Cemal ve Enver paşalar ve Resneli yüzbaşı da kurucular arasındaydı. 1918 de Cemiyet fesh edilmiştir. Enver Paşa yurtdışına kaçmıştır.
1.Dünya savaşının etkilerini de unutmamak gerekir. Avrupa ülkelerinde rejimler değişmiş,Versay Antlaşmasıyla Almanya mağlup olup ağır savaş tazminatı ödeyerek imparatorluğu çökmüş, Avusturya Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları yıkılmış İtalya ve Almanya’da totaliter, faşist bir yönetimler yer almış. Rusya’da Çarlık yıkılıp Sovyet rejimi kurulmuş,memleket sınırları değişip Türkiye, Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya gibi ulusal Devletler kurulmuştur.

Talebelik heykeli; 19 Mayıs 2019 100 sene sonra ziyaret ettiğim Atatürk müzesinde ziyaretçi defterine şunları yazdım: “ İlk kadın subay olarak 100 sene sonra burayı ziyaret etmek benim için bir İbadettir.”

1918 de Kaplıca tedavisi için 1 ay kaldığı bu otelde kullandığı oda aynen muhafaza edilmektedir. 2500m. den fışkırarak çıkan sıcak,mineralli ve radyoaktif maden suyu 31 kaynaktan geliyor ve her biri 30-74 derece sıcaklıkta değişik özellikler gösteriyordu. Kaplıca doktoru tarafında verilen tarif üzerine günde 3 defa yemeklerden önce özel seramik ve cam bardaklarda yudum yudum ve her seferinde 100 cc, 5-10 dk. sonra 100 cc daha içiliyordu. Akciğer,kalp,sindirim sistemi, karaciğer, safra ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği söyleniyordu. Ayrıca ısıtılmış çamur banyoları da vücuda günde bir kere tatbik ediliyordu. Turistler ücretsiz verilen içme suyu çeşmeleri mermer sütunlu bir açık bir sahada bulunuyordu.
İttihat Terakki Cemiyeti 19.yy sonlarında Devletin modernleşmesi ve Türkçülük,milliyetçilik ideolojisi için Mekteb-i Tıbbiyeyi Şahane okulunun 5 öğrencisi tarafından gizlice kurulmuştu. Avrupa'da Türk aydınlarınca kurulan Jön Türkler ve Selanik subaylarının kurduğu cemiyetler birleşerek güç kazanmıştır. Göz Dr.İbrahim Temo,Talat, Cemal ve Enver paşalar ve Resneli yüzbaşı da kurucular arasındaydı. 1918 de Cemiyet fesh edilmiştir. Enver Paşa yurtdışına kaçmıştır.
1.Dünya savaşının etkilerini de unutmamak gerekir. Avrupa ülkelerinde rejimler değişmiş,Versay Antlaşmasıyla Almanya mağlup olup ağır savaş tazminatı ödeyerek imparatorluğu çökmüş, Avusturya Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları yıkılmış İtalya ve Almanya’da totaliter, faşist bir yönetimler yer almış. Rusya’da Çarlık yıkılıp Sovyet rejimi kurulmuş,memleket sınırları değişip Türkiye, Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya gibi ulusal Devletler kurulmuştur.

19 Mayıs 2019 (yüz yıl sonra ) Bitola (Manastır) İdadisi Müzesi'nde ziyaretçi defterini yazarken..