X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Anılması gerekli

Anılması gerekli

ÇANAKKALE ZAFERİ BENZEŞİRLİĞİMİZİN KANITLARINDANDIR.


Sadık K. TURAL

Şiir Anlatmak İhtiyacının Özel Aracıdır

Her insan yaşadığı veya dinlediği durum ve olaylardan etkilenmelerinin sonucundaki duygu, hayal ve düşünceden oluşan tefekkürünü anlatmak ihtiyacı duymaktadır. Bu ihtiyacın özel bir yapılandırılmayla oluşturulanlarının bir kısmı, edebiyattan sayılan eserlerdir. Ediplerin var ettiği çoğunluğu nazım olan bu eserler, duygunun yoğurduğu bir iklimin içinde bir özel zaman geçirilmesine yol açan bediî tefekkür örnekleridir. İnsanlık tarihi açısından bakıldığında, nazmın kaynağında inanca bağlı ritüelleri heyecanla besleme niyet ve çabası olduğu görülecektir. Edebî eser var edenlerin en eski mensupları olan şairler, anlatma ihtiyacını duyguların yoğun olduğu birer söz bütünlüğüne aktarıp yansıtmayı başarıyorlar. Bazı şairler meleklerin, bazıları cinlerin/perilerin yardımıyla oluşan ilhamlarını söze dökerek paylaşırken benzer duyarlılık ve heyecanlar taşıyan insanlara da sözcülük ve/veya aracılık ediyorlar. Sözün, kulağa hoş gelen, gönle dokunan, iç aynada yansımalara yol açan bir düzenleme (nazım, tanzim) ile paylaşılır kılınması bir etki alanı oluşturmaktadır. 

Nazmın şiirleşmesi ise daha farklı çabaları gerektirmiştir. Devirler, dönemler ve dil –hattâ rejim _değişmeleri nazım, şiir ve şiiriyet kavramlarında farklı anlayışlara ve yansımalara yol açmıştır. Her nazım şiir olmadığı gibi, her şiir sayılan da şiiriyet taşımıyor olabilir. En güzel, en yüce, en özel sayılana bağlı olan heyecanları, etkileyici bir beyan ile anlatma başarısına şiiriyet denir. Şiiriyet, duyarlılığa dayalı olarak muhatabını teslim alan, sıradanlığı aşmış zevklerin biçimlendirdiği bir bediî tefekkür iklimidir. Şiiriyet, ilhama dayalı inceliklerin ve güzelliklerin dilin imkânlarına taşınırken ferdîyi, mahallîyi aşan, farklı kültür tabakalarında duyarlılık benzeşirliği, heyecan ortaklığı yaratan bir beyan güzelliğidir. Nazmın şiirleş(tiril)mesi, şiirin şiiriyetle bezeli beyan hâlini al(dırıl)ması şairin çilesidir. Hekimler gibi şairler de kişilerin beden ve ruh sağlığındaki deprem(si)lerle ilgili tanı/teşhis  sayılan tespitlerde bulunmaktadır; hekimler şairlere oranla, hem daha sorumlu olmak, hem de tedaviyi üstlenmek bakımlarından öne geçmektedirler.


Her şairin şiiriyete ulaşma çabası da, buna bağlı olarak kamuyla paylaştığı edebiyattan sayılan eseri de farklıdır. Duyarlılığı oluşturan ana kavramlar şiiri yapılandırmaktadır. Sûfî ve/veya hamâsî nazmın da, her türden beşerî duygunun var ettiği depremsimleri yansıtan nazımların da şiiriyeti yakalayıp zamanın elinden tutabilen örnekleri çok fazla değildir. Milyonlarca nazım içinde on binde bir mısra her zaman, her yüreğe dokunma, benzeşirlikleri destekleyen bir kod değeri taşıma özelliği taşıyabilmektedir. Dile bağlı değişmeleri ve duyarlılığa bağlı dönüşmeleri dikkate alarak söylenebilir ki, Rabb’e ait hikmetin insan ruhundaki yansımaları bediî tefekkürle ifade edildiği oranda, bir metin zamanın elinden tutabilmektedir. 


Sûfî nazım, o tür metni var edenin ve muhataplarının mensup olduğu din ve/veya mezhebe ait kavramlarla yapılandırılmaktadır. Benlik ve kimlik bakımından benzeşirlik taşıdığı bir toplumun apaçık düşmanlıklarla bunaltıldığı durumlarda, sorumluluk almaktan kaçmayarak her türden mücadeleyi kabul etmeyi bedenen ve ruhen ortaya koyan insanların davranışına  hamiyet denir; bu hamiyetliliği yoğun  cesaretle biçimlendirerek  olmazlarla savaşma eylemlerine hamâset denilirdi. Başkalarını korumayı öne alan hamâset adlı ruhî ve bedenî tercih ve davranışlar zamanla başka kavramlarla karşılanmıştır. Yiğitlik, alplık, boğaçlık, keleşlik ve kahramanlık kavramları hamaseti kullanımdan düşürdüğü gibi, Türk şiirinin başarılı hamâset örnekleri gereken ilgiyi görmemiştir.  

Benzeşirliği Artıran Kaynaklar 

Her varlığın yaratılma sebebine bağlı olarak benzeşirlerinden oluşan birer ayrı dünya olduğu açıktır. İnsanlar ise biyo-genetik benzeşirlikleri yanında sosyo-genetik kodlara bağlı benzeşirlikler göstermektedir. Bu kodlar, anlaşmayı sağlayan dille, duyarlılığı genişleten kavramlarla yaşamaktadır. Dilin yanı başındaki diğer kodlar alanı tarih bilgisi ve bilincidir. Tarih olan ve/veya tarihî olan’dan mit’e, destana, masala veya hikâyelendirmelere yansıyanlar da, türkülendirmeler de benzeşirlik sağlayan kod bilgilerdir.  Benzeşirliklerin göstergesi olan büyük bir kısmı örtülü  konumdaki kod nitelikli bilgiler, düşmanlıklarla, ihânetlerle karşılaşılınca savunma enerjisin dönüşüp bizleşme ortaya çıkarmaktadır. Aile, sülâle, yerleşilen yer, sosyal tabakadaki konum vb  gibi basit, sıradan ayrıştırıcıların üstünde, ata ruhlarının  fısıldadığı büyük acıların ve sevinçlerin bezediği  ruh benzerliği bulunur. Her sosyo-psikolojik  bütünlük,  ata ruhlarına bağlanmayı sağlayıcı  ortak geçmişe karşı duyarlı, bilgili, bilinçli olduğu oranda, her türden düşmanlık ve saldırı karşısında da ayakta kalmaktadır.


Tarih okumayanlar düşmanlıkları ve düşmanları da, gerçekleşen ihânetleri de, kahramanlıkları da bilemezler. Gerek Türk, gerekse yabancı tarihçiler, Müslüman Türklerin Anadolu ve Balkanlarda 1000 yıllık mücadelelerini ve özellikle de 1912-1922 yılları arasındaki millî benlik ve kimliklerini koruma savaşlarını anlatıyorlar. Türkler,  benzeştirme kodlarından biri olan vatanseverlik ve vatanlaştırma duygu ve düşüncesinin bedelini ödemişlerdir.  


Haçlılık öfkesinin ve emperyal zihniyetin temsilcileri, kin, tuzak ve saldırılarıyla Müslüman Türkleri Balkanlarda ve Anadolu’da etkisizleştirmeye, hattâ esirleştirmeye, köleleştirmeye çalışmıştır. 93 Harbinden İstiklâl Savaşı’nın sonuna kadar elli yıla yakın cepheden cepheye koşan Müslüman Türk, haçlılık ruhu taşıyan kişi, merkez ve devletlerin insanlık suçu işlemekten yorulmadığını gördü. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ni okumamış olanlar, emperyalizmin, İstanbul’u ve ülkenin dört yanını işgal ettiğini öğrenmemiş bulunanlar, düşmanların kin ve öfkesini bilmemektedir.


Tarihin mesajlarına, toprağın ve ataların ruhuna karşı içlerinde saygı, sevgi ve bağlılık ile sorumluluk duygu ve düşüncesi bulunmayanlar, savaşlar sırasında kendilerinin ve mallarının dışında bir kaygı yaşamamışlardır. Emperyal akıl her ülkede ve bizim içimizde kendilerine hizmet edecek uşak bulur, onlara gereken rolleri verir. Her ülkede,  beklemediğiniz kişi ve grupların, inanç ve toprak feodalitesinin kendi rahatları adına düşmana göz yumduğu, hattâ onların aracılarıyla işbirliği yaptığı görülmüştür. Ahmaklar ve hâinler vatandaştırlar ama vatansever değildirler. Irz ve namusun, ataların mezarlarının ve emek teriyle edinilmiş mülkün korunması, savunulması için cepheye koşanlara Mevlâ rahmet edecektir. Alplık/kahramanlık adlı erdem sahipleri, bu tükenmez düşmanlık ve onlara maşalık eden hâinler karşısında “Vatan sevgisi imandandır.” hikmetinin ödülünü alıyorlar.

Kanla Yunmuş Topraklar: Çanakkale

Emperyalizmin dize getirildiği, vatanseverliğin bayrağa renk verdiği Çanakkale deniz ve özellikle kara savaşları, 110 yıl önce yaşanmış bir destandır. Bu akıl almaz cephe savaşlarını inceleyen yerli ve yabancı tarihçiler Müslüman Türklüğe ait hamâset örneklerini kuru bilgilerle de olsa anlatıyorlar. İsmet Görgülü gibi tarih bilginleri ise cephelerin imkânsızlıklarını ve destanî kahramanlıklarını da, o alpları yöneten komutanları da bilinç ufkumuza taşıyorlar. İ. Görgülü’nün Kurtarıcının Doğduğu Yer: Çanakkale adlı eserini okuyanlar mensûbiyet ve benzeşirlik adlı kavramların sosyolojik gerçekliğini aidiyet bilincine dönüştüreceklerdir. İsmet Görgülü Hoca’nın üyesi olduğum Eğitim Dostları Vakfı tarafından basılan kitabına bir sunuş yazmıştım oradan bir paragraf alma ihtiyacı duyuyorum:

“Tarih, ibret almak, geleceği kurmak, değişmez sürtüşme ve çatışmaların sebeplerini öğrenmek, aidiyet ve mensubiyet kazandırmak işlevi taşıyan bilgiler topluluğudur. Toplumların bağışıklığını koruyan, bozguncu, ayrıştırıcı, bölücü oyunlar karşısında millî benliğin enerjisini su yüzüne çıkaran tarih bilgisi ve bilincidir. Tarihe ilişkin olayları, şahsiyetleri, tezleri, analitik muhakemeden geçirebilen aydınların sayısı çoğaldıkça, millî benlik ve kimlik güçlenir, millî bağışıklık artar. Gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, gerekse Türk dünyasının bir bilinçli üyesi olmak için, tarihin penceresinden bakmayı benimsemiş olmak gerekir. Tarih bilgisinin ışığından yararlananlar, en büyük ortak bölen, en belirgin benzeşirlik ölçütlerini dikkate alan bilinçli bir hassasiyet göstererek mensubiyet fikri kazanırlar. Tarihin gerçeklerinden toplum hafızasına akan duyarlılık, BİZleşme süreçlerine ve iç cephe oluşumuna güç ve devamlılık kazandırır.”

Tarihin Gerçeğinden Edebiyat Eserine Akan Duyarlılık: ÇANAKKALE

Çatışmaların bütün sıcaklıkla devam ettiği aylarda, İstanbul’daki edebiyatçılardan bir grubu Çanakkale savaş alanlarına götürüldü. Onların yazdıkları da benzeşirlikler etrafında toplanmaya yol açtı. Bu konudaki  nazımlar apayrı bir grubu oluşturur.  Tahkiyeli nesirler içinde yer alan Ömer Seyfeddin’in Çanakkale’den Sonra  ile Müjde adlı hikâyeleri  etkili metinlerdendir. 1915’ten bugüne kadar  tarih bilincinin ve vatanseverliğin destana akan duyarlılık örneği olan -bazıları sinema imkânlarıyla- eserler verildi. Bazı şairler, romancılar, hikâye ve piyes yazarları tarafından, bu destanın çeşitli tablolarını anlatmak ihtiyacına bağlı nazım veya tahkiyeli eser verme niyet ve çabasının sonucu olmak üzere, edebiyattan sayılan yüzlerce yayın yapıldı. Avrupalının “Şark Meselesi” kavramıyla adlandırdığı emperyal öfkeye bağlı planlı saldırıların püskürtüldüğü Çanakkale Muharebelerinin içinde, binlerce destansı tablo bulunmaktadır. 


Çanakkale Savaşları, siyasî, idarî, iktisadî ve askerî bakımdan şiddetli depremler yaşayan Anadolu ve Trakya Türklüğünün fert ve toplum planında öz-güven duygusuna, kendilik bilincine, kimliklilik düşüncesine  sarılmasına, benzeşmezleri karşısında uyanık olmasına yol açtı. Benzeşirlik etrafında toplanmanın mucizeli videolarından biri, merhum Mehmet Akif Ersoy’un Safahat adlı nazımlarını toplayan kitabında yer alan eserdir. Safahat adlı eserde, şiiriyeti yakalamış yüzlerce mısra bulunmaktadır. Parça güzelliklerinin bütün güzelliğine ulaştığı, şiiriyetin meleklerin yardımcılığıyla zamanın elinden tutan beyana dönüştüğü eser ise, Çanakkale Şehitlerine adlı nazımdır. 


Allah, insanlardaki iyilik, yararlılık, güzellik nitelikli niyetleri ve çabaları ödüllendirmektedir. Malından, huzurundan, sağlığından ve hattâ canından cimrilik etmeyip, Müslüman Türklüğü yok etmeye veya yok saydırmaya karşı çıkan insan kahramandır. Benzeştiklerinin namusunu, malını, canını korumak için üzerine düşeni korkaklık ve âcizlik göstermeden yapmak, vahiyle ve kudsî hadisle bildirilmiş hikmetli hükümlerdir. Kahramanlar ve şiirin hikmetli işlevini bilen şairler, duyarsızlıklar, vurdumduymazlıklar, düşmanlıklar karşısında iç kalemizdeki savunma birliğimizdir. Kahramanlar ile şairlerin bir kısmı, vatanseverliği, dayanışmayı, merhameti, ahlâkı, bizleşmeyi ve ümitsizliğe karşı çıkmayı ısrarla savunma konusundaki samimi çabaları sebebiyle Rabb’in ödüllendireceğine inandığım insanlardır.


Mehmet Akif, bediî tefekkürü nazmın bütününe yansıtarak bir ender şiiriyet şaheserine dönüştürmüştür. Benzeşirlik kodlarımızı bilenlerden, bizleşmenin inceliklerini idrak edenlerden biri Mehmed Akif’tir. O, Çanakkale için yazdığı şiir, yanında İstiklâl savaşının sonundaki destânî  zaferi alkışlayan marş olarak bestelenen  muhteşem nazmında da bizleştiren bir bediî tefekkür iklimi oluşturmuştur. Şehitleri mutlu eden bu şiirleriyle O’nun cennete şehitlerle kol kola gireceğine inanıyorum.

Mart 2025





 

Görüşlerinizi Paylaşın