Yüzlerce Yıllık Çalışma, Kurtarılan Milyonlarca Hayat Aşılar
Uzm.Dr. Tutku Taşkınoğlu
Son beş yılda aşılar hakkında her zamankinden daha fazla şey duyduk muhtemelen.
COVID-19 aşısının geliştirilmesi ve ulaştırılması, pandemiden çıkış ve normal hayata dönüş yolculuğumuzda hayati önem taşıyordu. Ancak aşılar yeni bir şey değil ve yalnızca küresel sağlık krizlerinden kaçmamıza yardımcı olmak için kullanılmıyorlar; aynı zamanda bu krizleri önlemek için de varlar.
Aşının 1400'lü yıllara kadar uzanan tarihi, sağlıklı insanları kasıtlı olarak az miktarda çiçek hastalığına maruz bırakarak önlemeye çalışmakla başladı. Uygulama giderek yaygınlaştı ve 1700'lü yılların başlarında Avrupa'ya ulaştı. Çiçek hastalığı kolay bulaşıyordu ve çok yaygındı. Hastalığa yakalananların üçte biri ölüyordu ve 18. yüzyılda Avrupa'da yılda 400.000 ölüme neden oluyordu. 1796'da İngiliz Fizikçi Edward Jenner, şu anda bildiğimiz ilk aşıyı yarattı. Çiçek hastalığına karşı direnç sağlamak için çok daha az tehlikeli bir kaynak olan inek çiçeği yarasından alınan maddeyi kullandı.

Aşı (Vaccine) kelimesi adını bu keşiften alır; vacca ise Latincede inek anlamına gelir.
Yıllarca süren kapsamlı testler sonucunda, insanı ineğe dönüştürebileceği yönündeki söylentiler yayılmasına rağmen, 1800'lerin başında insanları çiçek hastalığına karşı etkili bir şekilde koruduğu gösterildi. Evrensel çocukluk aşılaması ise 1850'lerde başladı. Dünya Sağlık Örgütü, 1980 yılında çiçek hastalığının ortadan kalktığını ilan etti ve böylece çiçek hastalığı, aşılama yoluyla dünya çapında tamamen ortadan kaldırılan ilk ve tek hastalık oldu.
İkinci Dünya savaşı sonrası yıllarda, çocukların rutin aşılanması norm haline geldi. Bir zamanlar günde 1.000 çocuğu enfekte eden çocuk felci, 2000'li yılların başında Avrupa'da neredeyse ortadan kaldırıldı (ancak dünyanın diğer bölgelerinde hala varlığını sürdürüyor). Tüberküloz, Difteri ve menenjit gibi daha önce yaygın görülen diğer hastalıkların vakaları, kitlesel aşılama nedeniyle artık daha seyrek görülmektedir.

Aşılar bağışıklık sistemine hastalığa neden olan mikropları nasıl tanıyacağını ve onlarla nasıl savaşacağını öğretir. İlk keşfedildiğinde sağlıklı insanları hedef alınan virüse maruz bırakarak yapılıyorken 1926 yılında İngiliz immünolog Alexander Thomas Glenny, aşılanmış kobayların, enjeksiyon bölgesinde lokal iltihaplanmaya neden olan iğneyle daha iyi yanıt verdiğini keşfetti. Böyle bir iltihaplanmaya neden olmak için aşıya bazı maddeler eklenebilir miydi? Bu konu üzerinde çalışırken ‘alüminyum’ tuzlarının işe yaradığını buldu. Tesadüfler ve merakı sayesinde ilk aşı "adjuvanı"nı keşfetmişti. Latince yardım eden anlamına gelen "adjuvare" kelimesinden yola çıkarak adjuvan ismini verdi. Gerçekten de, adjuvanlar antikor üretimini artırarak daha uzun süreli bağışıklık cevabı sağlıyor, aşıda ihtiyaç duyulan aktif madde, "antijen" dozunu azaltabiliyordu. Adjuvan kavramı yerleştikten sonra, "yeni ve geliştirilmiş" versiyonları bulundu. Örneğin, zona hastalığına karşı Shingrix aşısı, sabun ağacının kabuğunda bulunan bir bileşenle güçlendirilir veya yaşlılar için geliştirilen bir grip aşısı olan Fluad, adjuvan olarak köpek balığı karaciğerinden elde edilen skualeni kullanır.

Aşılar, son derece güvenli ve modern tıptaki en başarılı buluşlardan biridir. Ama aşı adjuvanları ile bağışıklık sistemi arasındaki etkileşim her zaman soru işaretlerine neden olmuştur. Özellikle, bazı adjuvanların bazı hastalıklar için riske sahip olup olmadığı tartışılmış ve aşıya olan güvensizliği bazı gruplarda tetiklemiştir. 1998'de yayınlanan bir çalışma, Kızamık, Kabakulak ve Kızamıkçık (KKK) aşısının otizme neden olduğunu ileri sürmüş, küçük, kontrolsüz spekülatif bir çalışma olmasına rağmen, yayılmış ve aşılama oranları düşmeye başlamıştır. Bunu bir düzineden fazla büyük ölçekli çalışma izlemiş. Hiçbiri KKK aşısı ile otizm arasında bir bağlantı gösterememiştir. Sonunda, orijinal çalışmadaki hatalar gösterilmiş ve yayın geri çekilmiştir. Ama kuyuya bir taş atılmıştı ve düzeltmek için çok uğraşılması gerekiyordu. Sadece bu yayın yüzünden aşılanmayan binlerce çocuk kızamık oldu ve salgınlar yeniden başladı.
Modern tıpta yaşanan gelişmelerle aşılar, önemli ölçüde daha güvenli hale gelmiş ve gelmektedir. Öncelikle, antijene yardımcı olacak ve bağışıklık tepkilerini iyileştirecek doğru adjuvanı seçmek yeni aşıların geliştirilmesinde önemli bir konudur. Modern aşılar, hastalığın zayıflatılmış, etkisiz veya bazı durumlarda sentetik versiyonlarını içerir. İnsanlar hastalanmadan hastalığa karşı korunurlar. Bağışıklık sistemimiz virüsle nasıl savaşacağına dair bir hafıza oluşturur ve daha sonra onunla daha rahat mücadele eder.

Her yıl, dünya çapında 3 milyon ölüm çocukluk aşıları sayesinde önleniyor. Ancak ne yazık ki 2021'de, 5 çocuktan neredeyse 1'i tam olarak korunmuyor, on yıldan uzun süredir en düşük oran. Çünkü aşılara yönelik şüphecilik ve endişeler son yıllarda arttı. Aslında aşı şüpheciliği, reddi veya tereddüdü aşıların varlığıyla birlikte var olmuştur. 1800'lü yıllardan kalma 'seni ineğe dönüştürecek' söylentilerinden ve yan etkilere veya başka hastalıklarla bağlantıları olduğuna dair iddialar içeren hikayelerden, öykülerden, yanlış bilgilerden ve bazı akademik makalelerle bu şüphe körüklenmektedir.