X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Endometriozis Dosyası

Endometriozis Dosyası

Dr. Özlem Aker

Bölüm 1: 

ENDOMETRİOZİS HAKKINDA NE BİLİYORUZ?

Endometriozis, rahmin içini döşeyen dokunun rahim dışında, örneğin yumurtalıklarda, bağırsaklarda veya pelvisin diğer bölgelerinde yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. 

En klasik bulgu olan çok ağrılı geçen  adet dönemleri ergenlikten itibaren başlayabilir.  Endometriozis  belirtileri ve bulguları şöyle sıralanabilir. 

  •  Çok şiddetli regl ağrısı
  • Ağrı kesicilere rağmen geçmeyen sancılar 
  • Regl öncesinde başlayan kasık ağrısı
  • İdrar ve gaita yaparken duyulabilen ağrı
  • Kronik pelvik ağrı 
  • Bel ağrısı
  • Kalçaya ve bacağa yayılan ağrı
  • Yumurtlama döneminde ağrı
  • Cinsel ilişki sırasında derin ağrı 
  • Yoğun regl kanaması 
  • Şişkinlik 
  • Bulantı, kusma
  • Halsizlik ve yorgunluk
  • İş ve sosyal yaşamın etkilenmesi
  • Gebe kalmakta zorlanma ve infertilite

Endometriozis dosyamızın üçüncü  bölümünde ,  "SESSİZ BAŞLAYAN BİR HİKAYE-Bir Annenin Gözünden Endometriozis " yazısında okuyacağınız üzere , tıbbın genel ilkesi olan “Hastalık yoktur, hasta vardır”  endometrioziste de geçerlidir.  Bu belirtilerin hepsi olmadan, daha farklı başlayıp daha farklı seyir gösterebilecek endometriozis olguları olabileceğini unutmamak gerekir. 

Dünya genelinde yaklaşık her 10 kadından birini etkilediği tahmin edilen hastalıkta yalnızca hastalığın kendisi değil, tanı konulmasının uzun yıllar sürmesi de önemli bir sıkıntı kaynağıdır. Tanı konulması 4 ila 11 yıl arasında değişebilmektedir. 

Bu uzun dönem boyunca hastalar maalesef ağrı ile yaşamak zorunda kalmakta  ve şikayetlerine  farklı tıp branşları tarafından “normal adet ağrısı, stres, irritabl  bağırsak sendromu, idrar yolu enfeksiyonu, kas ağrısı” gibi tanılar konulabilmektedir. 

Endometrioziste erken tanı konulması ; ağrının daha erken kontrol altına alınmasını, yaşam kalitesinin iyileştirilmesini, uygun hastalarda doğurganlığın korunmasına yönelik planlamanın daha erken yapılmasını, gereksiz tetkiklerin azalmasını ve uygun tedavinin erken başlanmasını sağlamak bakımından çok önemlidir. 

Endometriozis şüphesi varsa, mutlaka bir kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Tanıda  izlenecek basamaklar şöyledir:

  1.  Detaylı Tıbbi Öykünün Sorgulanmasının Ardından Jinekolojik Muayene : Muayenede rahim arkasında hassasiyet, nodüller veya yumurtalıklarda kist hissedilebilir. Ancak muayene tamamen normal olsa bile endometriozis bulunabilir.
  2.  Ultrason: Özellikle yumurtalıklardaki endometrioma ("çikolata kisti") saptamada oldukça başarılıdır. Ancak yüzeyel endometriozis odaklarını her zaman gösteremeyebilir.
  3. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) : Bağırsak, mesane veya derin yerleşimli endometriozis şüphesi varsa MR istenebilir. Cerrahi planlama açısından da faydalıdır. 
  4.  Kan testleri : CA-125 gibi belirteçler bazen yüksek olabilir ancak tek başına tanı koydurucu değildir. Bu nedenle rutin tanı testi olarak kullanılmaz. 
  5.  Laparoskopi (Cerrahi Yöntem) : Karın içine küçük kesilerden kamera ile girilerek hastalığa ait lezyonların doğrudan görülmesi ve gerektiğinde biyopsi alınması yöntemidir.  

Geçmişte kesin tanı için altın standart kabul edilirdi. Günümüzde ise tipik belirtiler ve görüntüleme bulguları varsa birçok hastada laparoskopi yapılmadan tedavi başlanabilir. Laparoskopi genellikle: 

Tanı net değilse, 

  •  Şiddetli ağrı varsa,
  • Kısırlık araştırılıyorsa,
  • Cerrahi tedavi planlanıyorsa tercih edilir. 
     

Ameliyat sırasında görülen odaklardan biyopsi alınarak tanı doğrulanabilir. 

Kısaca,  endometriozis için tek bir kan testi veya görüntüleme yöntemi her hastada hastalığı gösteremeyebilir. 

Böyle olgularda endometriozisi ameliyat yapmadan ve erkenden saptayabilir miyiz? 

Bu sorunun yanıtı için dosyamızın ikinci bölümünde yer alan yeni tanı testlerine göz atabilirsiniz. 

Bölüm 2: 

ENDOMETRİOZİS TANISINDA YENİ YÖNTEMLER

Endometriozis tanısında hasta açısından  girişimsel olmayan ve hızlı olmalarıyla da dikkat çeken iki yeni test yöntemi son dönemde sağlık dünyasında ses getirdi.  Yöntemlerden birinde karın üstündeki sensör alıcılar yoluyla bağırsaklardaki  elektrik sinyaller ölçülerek endometriozisle ilişkilendiriliyor.

Diğer yöntemde ise tükürükteki moleküler izlerden endometriozis tanısının yolu açılıyor.

Tükürükten endometriozis Tanısı Nasıl Konulabilir?

Tükürüğümüzde yalnızca sindirimle ilişkili maddeler bulunmuyor. Aynı zamanda vücudumuzdaki biyolojik süreçler hakkında bilgi taşıyan çok küçük RNA molekülleri de bulunuyor. Bunlara mikroRNA (miRNA) adı veriliyor.

MikroRNA'lar, hücrelerin hangi genleri ne ölçüde kullanacağını düzenleyen küçük RNA molekülleridir. Hastalık sırasında bu moleküllerin miktarlarında ve birbirleriyle olan ilişkilerinde değişiklikler meydana gelebilir.

Araştırmalar, endometriozisli kadınların tükürüğünde belirli bir miRNA örüntüsü bulunduğunu gösteriyor. Bu araştırmalarda tükürük örneğindeki çok sayıdaki miRNA  analiz ediliyor. Elde edilen büyük veri seti daha sonra ileri moleküler analizler ve yapay zekâ tabanlı bir model kullanılarak değerlendiriliyor. 

Bu test hastalığın moleküler izlenebilirliğine odaklanarak tükürük gibi kolay elde edilebilir bir örnekten, erkenden endometriozis tanısını koymanın yolunu açıyor.

Eğer bu tür testler yeni çalışmalarda, farklı ülkelerde, farklı hasta gruplarında da güvenilir olduklarını gösterir ve sağlık sistemlerine başarılı biçimde entegre edilirse, endometriozis tanısında önemli bir değişiklik yaratabilirler.

Bu testle; moleküler biyoloji ile yapay zekâyı birlikte kullanan araştırmacılar artık yalnızca “Vücutta nerede bir lezyon var?” sorusunu sormuyorlar. Aynı zamanda

“Bu hastalığın vücutta bıraktığı moleküler iz nedir?” sorusunu sorup yanıtlıyorlar.

Bu yaklaşım; erken ve doğru tanı koymanın yanı sıra hedef odaklı tedavide de yeni bir dönemin habercisi olabilir. 

Kaynak:

https://people.com/endometriosis-can-be-diagnosed-using-a-saliva-test-game-changer-12014667


Bölüm 3: 

SESSİZ BAŞLAYAN BİR HİKAYE

Bir annenin gözünden endometriozis

2024 yılının Eylül ayında, 23 yaşındaki kızıma endometriozis tanısı konuldu.

O güne kadar bu hastalık bizim için yalnızca adını bildiğimiz bir hastalıktı. Meğer bilmediğimiz ne çok şey varmış.

Endometriozis denildiğinde çoğumuzun aklına ilk adet döneminden itibaren şiddetli ağrılar yaşayan genç kadınlar gelir. Bizim hikâyemiz ise böyle başlamadı.

Kızımın ilk adet döneminden itibaren günlük yaşamını durduracak ağrıları olmadı. Ağrı kesici kullanmasını gerektirecek yakınmaları da... Düzenli kadın doğum kontrolleri yapılıyordu. Bu nedenle endometriozis olasılığı ne bizim ne de hekimlerinin aklına geldi.

Oysa hastalık son üç yıl içinde beklediğimizden çok daha hızlı ilerledi 

İşte o gün öğrendiğim en önemli şey şuydu:

Endometriozis her zaman aynı şekilde başlamıyor.

Aynı tanıyı alan her kadın aynı belirtileri yaşamıyor. Bazılarında yıllarca süren şiddetli ağrılar ön plandayken, bazılarında hastalık çok daha sessiz ilerleyebiliyor. Bu nedenle hem kadınların bedenlerinde fark ettikleri değişiklikleri önemsemeleri hem de sağlık profesyonellerinin endometriozisin farklı yüzlerini akılda tutmaları büyük önem taşıyor.

Tanıdan sonra hayatımıza sadece ameliyatlar ve tedaviler girmedi.

Nüks etme olasılığı…

Yumurtalık rezervi…

Doğurganlığın korunması…

Tek yumurtalığın korunabilmesi için verilen mücadele…

Ve henüz yirmili yaşlarının başındaki bir genç kadın için erken menopoz olasılığı…

Bir anne olarak bunların her biri, daha önce hiç düşünmediğim ama artık her gün benimle yaşayan kaygılar hâline geldi.

Bir ay önce yaşadığımız atakta ilk kez kendimi gerçekten çaresiz hissettim.

Çünkü bu kez konuştuğumuz şey yalnızca yeni bir ameliyat değildi.

Kızımın bugünü kadar, geleceğiydi de.

Doktorlarımız tek yumurtalığını koruyabilmek için büyük bir özen gösteriyor. Daha önce yumurtalarını dondurmuş olmamız, doğurganlığı açısından içimi bir nebze rahatlatsa da, olası erken menopozun genç yaşta yaratabileceği fiziksel ve duygusal etkileri düşünmek hâlâ beni kaygılandırıyor.

Bu süreç boyunca kendime hiç "Neden bizim başımıza geldi?" diye sormadım.

Çünkü bu sorunun bizi ileriye taşımayacağını biliyordum.

Onun yerine, her kontrolde ve her tedavi kararında aklımdaki tek düşünce, kızım için en doğru adımın ne olduğuydu.

Kızıma baktığımda bir hastalık görmüyorum.

Hayalleri olan, çalışan, üreten, arkadaşlarıyla gülen, geleceğini kurmaya çalışan genç bir kadın görüyorum.

Endometriozis onun yaşamının bir parçası olabilir; ama hayatının tamamı değil.

Bugün geleceğin bize ne getireceğini bilmiyorum.

Bir anne olarak hâlâ kaygılarım var.

Ancak bu süreç bana bir gerçeği öğretti:

Endometriozis yalnızca tıbbi olarak yönetilmesi gereken bir hastalık değil; hastanın olduğu kadar ailesinin de yaşamını, kararlarını ve geleceğe bakışını etkileyen uzun bir yolculuk.

Ve belki de en önemlisi…

Endometriozis her zaman kitaplarda anlatıldığı gibi başlamıyor.

Bu nedenle, bu hastalığın yalnızca en bilinen belirtileriyle değil, farklı yüzleriyle de konuşulmasının; kadınların bedenlerini dikkatle dinlemelerinin ve sağlık profesyonellerinin endometriozisi her zaman akılda tutmalarının çok değerli olduğuna inanıyorum.



 

Görüşlerinizi Paylaşın