X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

Antibiyotik Direncinden Zoonotik Virüslere, 2026’nın Halk Sağlığı Tehditleri

Antibiyotik Direncinden Zoonotik Virüslere, 2026’nın Halk Sağlığı Tehditleri

Uzm. Dr. Tutku Taşkınoğlu

Dünyanın sınırları her geçen gün daha da silikleşirken, antibiyotiklere dirençli mikroplar hızla yayılıyor ve aşıya olan güvensizlik nedeniyle önlenebilir hastalıklar yeniden sahneye çıkıyor. Enfeksiyon hastalıkları, her yıl tehditlerinin ciddiyetini daha da yüksek sesle hatırlatıyor. Türkiye’de ise yoğun uluslararası seyahatler, sığınmacı ve göçmen hareketliliği ile komşu ülkelerdeki sağlık sistemlerindeki dalgalanmalar, salgınların hızla yayılması için adeta birer hızlandırıcıya dönüşüyor. Bu yüzden, salgınları ve potansiyel tehditleri yakından izlemek artık bir tercih değil, yaşamsal bir zorunluluk haline geldi. Biz de 2026’nın öne çıkan salgınlarını birlikte mercek altına almak istedik.

2026’da yayımlanan salgın raporları, enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelenin yalnızca yeni mikroplarla savaşmaktan ibaret olmadığını gözler önüne seriyor. Hayvanlardan insanlara bulaşan virüslerden aşıyla önlenebilen bakteriyel hastalıklara, ilaca dirençli hastane mikroplarına kadar uzanan bu salgınlar, halk sağlığını tehdit eden farklı cepheleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Mart 2026’da İngiltere’de, genç erişkinleri etkileyen invaziv meningokok hastalığı salgını aşılamanın önemini bize hatırlatan önemli haberlerden biriydi. Neisseria meningitidis serogrup B’nin neden olduğu salgında 21 doğrulanmış vakanın ikisi ölümle sonuçlandı. Vakaların önemli bir kısmı üniversite öğrencisiydi ve birçok kişi aynı gece kulübüne gitmişti. Tanıda, kan ve beyin omurilik sıvısından yapılan kültür ve PCR gibi hızlı laboratuvar yöntemleri kullanıldı. Koruyucu önlem olarak temaslılara kemoprofilaksi (rifampisin veya siprofloksasin) uygulandı ve hızla aşılama kampanyaları başlatıldı. 

Kaynak: https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2026.31.15.2600288 

Nisan 2026’da Avustralya’da bölgesel bir difteri salgını bildirildi. 30 Nisan 2026’ya kadar 131 vaka saptandı; Corynebacterium diphtheriae’nin neden olduğu bu vakalarda 34’ünde solunum yolu, 97’sinde ise deri enfeksiyonu görüldü. Solunum yolu difterisi genellikle boğaz ağrısı, ateş, boğazda zar oluşumu, boyunda şişlik ve hatta solunum yetmezliğine kadar ilerleyebilen ciddi durumlara yol açar; bulaş genellikle damlacık yoluyla olur. Deri difterisi ise ciltte ağrılı, yaralı lezyonlarla kendini gösterir ve doğrudan temasla bulaşır. Difteri aşısı, çocuklukta uygulanan karma aşı (DaBT-İPA-Hib) içinde verilir ve genellikle 2., 4. ve 6. aylarda olmak üzere 3 doz olarak başlanır. 18. ayda ve ilkokula başlarken pekiştirme dozları yapılır. Aşı, tam uygulandığında yüzde 95’in üzerinde koruma sağlar ve salgınların önlenmesinde en etkili yöntemlerden biridir. Aşılama hastalığın azaltılmasındaki önemini unutmamalıdır. Erişkinlerde tetanoz, difteri ve boğmaca gibi aşıların hatırlatma dozlarının zamanında uygulanması da büyük önem taşır. 

Kaynak: https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2026.31.23.2600443 

Hamburg’da madde kullanan ve evsiz kişiler arasında invaziv Haemophilus influenzae tip b (Hib) salgınına ilişkin çalışmada 20 yetişkin vaka, genetik olarak bağlantılı 18 olgu ve 3 ölüm raporlandı. Hib enfeksiyonu, menenjit, zatürre ve epiglottit gibi hayatı tehdit eden ciddi hastalıklara yol açar. Korunmada rutin çocukluk aşıları çok önemlidir; ayrıca salgının görüldüğü gruplarda sosyal destek hizmetleri, barınma ve sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi de koruyucu önlemler arasındadır. Bu örnek, salgın riskinin yalnızca mikrobun kendisine değil, barınma, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyal zorluklara da bağlı olduğunu göstermektedir. 

Kaynak: https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2026.31.35.2600134 

Mayıs ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ortaya çıkan ve Uganda’ya da sıçrayan Ebola salgınının arkasında Bundibugyo virüsü vardı. Enfekte kişilerin kanı ve vücut sıvılarıyla doğrudan temas sonucu yayılan bu hastalık, hızlı tanı ve titiz enfeksiyon kontrolü gerektiriyor. Salgına karşı erken vaka tespiti, hızlı izolasyon, temaslıların izlenmesi ve sağlık çalışanlarının korunması hayati önem taşıyor. Haziran’da Kongo’dan Fransa’ya dönen bir hekimin enfekte olduğu tespit edildi, ancak temaslıların takibinde başka bir vakaya rastlanmadı. Bu durum, sınır ötesi vaka taşınmasının mümkün olduğunu, ancak etkili önlemlerle yayılımın kontrol altına alınabileceğini gösteriyor. 

Kaynak: https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2026.31.28.2600578 

Tüm bu salgınlar yakından izlenirken, yılın en çarpıcı salgın haberi okyanusun ortasındaki bir keşif gemisinden geldi. Nisan–Haziran 2026 arasında birden fazla ülkeyi etkisi altına alan bir hantavirüs (Andes orthohantavirus) salgını patlak verdi. 9 Temmuz 2026’ya kadar 12 doğrulanmış ve 1 olası vaka bildirildi. Hastalarda ateş, kas ve baş ağrısı ile sindirim sistemi şikayetleri öne çıkarken, ağır vakalarda akciğer şişmesi ve hantavirus akciğer sendromu gelişti. Bu olay, uluslararası temaslı takibin, izolasyonun ve karantinanın hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Farklı ülkelerden yolcu ve mürettebatın etkilenmesi, enfeksiyonların sınır tanımadan ne kadar hızlı yayılabileceğini çarpıcı biçimde gösterdi. Salgının kontrolünde temaslı takibi, laboratuvar tanısı, izolasyon ve ülkeler arası bilgi paylaşımı adeta hayat kurtardı. 

Kaynak: https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2026.31.24.2600477 

Salgınlar yalnızca aşıyla önlenebilen bakteriler veya pervasız virüslerle ortaya çıkmadı. Mart 2025–Nisan 2026 arasında Avrupa Birliği’ndeki 7 ülkede 57 hastada karbapenem direncine sahip Enterobacter hormaechei salgını bildirilmiştir. Hastaların çoğunun hastanede yatması, sağlık hizmetiyle bağlantılı bulaşma ve antibiyotik direnci sorunlarını öne çıkardı. Antibiyotik direnci tedavi seçeneklerini sınırladığı için çok önemlidir. Kolistin, tigeciklin ve fosfomisin gibi ilaçlar alternatif olarak kullanılır, ancak yan etkileri olabilir. Bu yüzden vakaların yönetiminde sıkı enfeksiyon kontrol önlemleri ve izleme kritik rol oynar. Dirençli bakterinin birden fazla Avrupa ülkesinde görülmesi, sağlık kurumlarında enfeksiyon kontrolü ve genetik izleme çalışmalarının vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu bakteriler, tedavi seçeneklerini azaltarak klasik salgın etkenlerinden farklıdır ve halk sağlığı açısından ciddi bir uyarı niteliğindedir. Klinik yönetim açısından izole edilen vakaların temas izolasyonundan mümkün olan en kısa sürede çıkarılması, uygun antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılması ve tedaviye farklı uzmanlardan oluşan ekiplerle başlanması gerekir. Hastane içinde olası yayılımı engellemek için el hijyenine uyum, çevresel temizlik ve antibiyotik kullanım yönetimi programları önceliklidir. Bu salgın bize asıl büyük tehdidin antibiyotik direnci olduğunu hatırlatmıştır. Antibiyotik direnciyle mücadelede sağlık kuruluşlarının yanı sıra bireylere de önemli görevler düşmektedir. 

  • Antibiyotiklerin yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda etkili olduğunu, soğuk algınlığı ya da grip gibi viral hastalıklarda yararsız olduğunu bilmek,
  • Gereksiz yere antibiyotik kullanmamak, doktor önerisi olmadan antibiyotiğe başlamamak,
  • Reçete edilen ilaçları tam doz ve süresinde kullanmak, 
  • Eski reçetelerden ya da başkalarının ilaçlarından kaçınmak bu mücadeleye katkı sağlayan en temel bireysel adımlardan biridir. 

Bu yıl karşılaştığımız salgınlar, belki önümüzdeki yıl yeniden kapımızı çalacak, belki de bambaşka tehditlerle yüzleşeceğiz. Ancak tümü, salgınlarla mücadelenin tek bir silahla değil; aşılama, erken tanı, genomik izleme, hastane enfeksiyon kontrolü ve kırılgan gruplara ulaşan koruyucu sağlık hizmetleri gibi birbirini tamamlayan adımlarla mümkün olabileceğini bize güçlü bir şekilde hatırlatıyor. 

Size düşen ise birkaç basit alışkanlık edinmek: kişisel hijyenin ve aşıların değerini bilmek, risk altındaki grupları korumak, semptom gösterenlerin zamanında sağlık kurumlarına başvurmasını sağlamak. Ayrıca, toplumsal dayanışmanın hastalıkların yayılmasını önlemedeki gücünü unutmamak, güvenilir bilgi kaynaklarını takip etmek ve uzmanların önerdiği önlemlere uymak da salgın kontrolünde kilit rol oynayacaktır.

Aşağıda sıralanan basit ama etkili önlemler hem sizin hem de sevdiklerinizin sağlığını korumada düşündüğünüzden çok daha büyük bir fark yaratabilir.

  • Ellerinizi düzenli olarak, özellikle toplu alanlarda bulunduktan sonra, yemek yemeden önce ve sonrasında sabun ve suyla en az 20 saniye yıkayın.
  • Kalabalık ve kapalı ortamlarda mümkünse maske kullanın ve ortamları sık sık havalandırın.
  • Aşı takviminizi kontrol ederek eksik aşılarınızı tamamlayın.
  • Hasta hissediyorsanız, evde kalın ve başkalarıyla yakın temastan kaçının.
  • Öksürürken ya da hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu tek kullanımlık mendille veya kolunuzun iç kısmıyla kapatın.
  • Ortak kullanılan yüzeyleri düzenli olarak temizleyin ve dezenfekte edin.

 

Görüşlerinizi Paylaşın