Kolesterol -Dislipidemi
Uzm.Dr. Deniz Şahin
Kötü Huylu Kolesterole (LDL) Dikkat!
Kalp ve damar hastalıklarının %80 veya daha fazlasının önlenebilir olduğu ve kötü huylu kolesterol olarak adlandırdığımız LDL kolesterolün bu riskin önemli bir parçası olduğu bilinmektedir.
Dislipidemi; kanda kolesterol ve trigiliserid seviyelerinin yüksek (LDL, TG ) veya düşük (HDL ) olması durumudur. Dislipidemi yönetimi; bu değerlerin sağlıklı seviyelere çekilmesi ile kardiyovasküler hastalık riskini azaltmaya yönelik yaklaşımların tümünü içerir.
Günümüzde, kolesterolü düşürmenin ilk adımı olarak sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerine rağmen lipid düzeylerinin istenen düzeyde olmaması durumunda 10 yıl öncesine göre daha erken bir aşamada lipid düşürücü ilaç eklemeyi düşünmemiz gerektiği fark edilmiştir. Daha uzun süre düşük LDL kolesterol gelecekteki kalp krizi ve inme riskine karşı çok daha büyük bir koruma sağlar.
Erken Müdahale Kavramı Öne Çıkıyor
2026 yılında yayınlanan yeni ACC/ AHA Dislipidemi kılavuzunun temel noktası ; sağlıklı bir kiloyu korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, tütün ürünlerinden kaçınmak , sağlıklı uyku alışkanlıklarına öncelik vermek ve hekim tarafından önerildiğinde kolesterol düşürücü ilaç almak gibi sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle erken müdahaledir.
Kılavuz, kardiyovasküler hastalık riskini daha erken ve agresif yönetilmesine odaklanmıştır ve temel yaklaşımı bireyselleştirilmiş risk değerlendirilmesi ile hedefe yönelik tedavi stratejileridir.
Risk Değerlendirmesine Neler Eklendi?
Risk değerlendirilmesi genişletilerek yaş , hipertansiyon, sigara, diyabet gibi klasik risk faktörler yanı sıra; aile öyküsü, hs-CRP gibi inflamasyon belirteçleri, lipoprotein a düzeyi ve sosyal belirleyiciler de dikkate alınmıştır.
Yeni eklenen güncel bir kardiyovasküler risk hesaplama yöntemi aterosklerotik kardiyovasküler hastalıkların birincil önlenmesi için önerilmektedir. Bu denklemler; bilinen hastalığı olmayan ve LDL seviyesi 70-189 mg/dl olan 30-79 yaş arası yetişkinlerde 10 ve 30 yıllık kalp krizi ve inme riskini tahmin etmek ve lipid düşürücü tedaviyi yönlendirmek üzere tasarlanmıştır.
Biyobelirteçlerin ölçülmesi, bir kişinin kardiyovasküler riskine ilişkin eksiksiz bir tablo sunabilir ve lipid düşürücü tedavinin daha erken ve daha yoğun başlanması kararını etkileyebilir. Bu sebeple risk arttırıcı faktörler arasında Lpa , apoB ve hsCRP ‘ de özellikle vurgulanmaktadır.
Lpa Nedir? LDL’ ye benzeyen ama üzerinde ek bir protein taşıyan bir proteindir. Özellikle doğuştan gelen riskimizi belirlemede değerlidir. Yüksekliği damar tıkanıklığı ve pıhtılaşma riskini arttırır.
Lpa düzeyleri yetişkinlerde en az bir kere ölçülmelidir. Lpa düzeyleri büyük ölçüde genetik olarak belirlenir ve yaşam boyu nispeten sabit kalır. Yüksek Lpa düzeyi ( 50 mg ‘ dl veya üzeri) uzun vadede kalp krizi ve inme riskini 1.4 kat arttırır.
ApoB Ölçümü Hekime Ne Verir?
ApoB Nedir? Damar sertliği ile ilgili tüm proteinlerin üzerinde bulunan ana proteindir. Kandaki zararlı partikül sayısını gösterir. Yani damarı tıkayan parçacıkların sayacıdır.
ApoB ölçümü ise metabolik sendromu, tip 2 diyabeti, yüksek trigliserid düzeyi veya bilinen kardiyovasküler hastalığı olan ve LDL kolesterol hedeflerine ulaşmış kişilerde kalan riski değerlendirmek ve tedaviye yön vermek için kullanılabilir. ApoB bu gruplardaki kişilerde LDL kolesterolden daha doğru bir risk belirteci olabilir ve bağımsız bir risk arttırıcı faktördür. LDL kolesterol hedefe ulaşmış olsa bile ApoB yüksek kalıyorsa rezidüel risk olduğu düşünülmelidir. Yani ApoB ‘ HEDEF ULAŞTIK MI GERÇEKTEN ?’sorusuna ikinci bir kontrol sağlar.
Kılavuzun temel vurgularından biri de ‘ERKEN BAŞLA , YAŞAM BOYU RİSKi AZALT’ ilkesidir.
İlk Taramalar Çocukluk Çağında Başlamalı.
HsCRP Nedir? HsCRP, karaciğerde salgılanan bir inflamasyon belirtecidir. Damar duvarındaki inflamasyonu gösterir. Yüksekliği kardiyovasküler risk artışıyla ilişkilidir. Özellikle LDL değerleri çok yüksek olmayan hasta grubunda ilaç başlama kararının alınmasında destekleyici olabilmektedir.
Dislipidemi yönetimi yaşam boyu bir süreç olarak ele alınmalıdır. Ne kadar erken ve uzun süre düşük o kadar iyi yaklaşımı ile taramaların çocukluk çağında başlaması önerilmektedir. Çocuklarda yüksek kolesterol kalıtsal veya yaşam tarzı alışkanlıklarıyla ilgili olabilir. Daha önce tarama yapılmamış ise 9-11 yaş arası tüm çocuklarda risk değerlendirilmesine yardımcı olmak ve hekim, ebeveynler, bakıcılarla işbirliği içinde bakımı yönlendirmek için tarama önerilmektedir.
Önceki kılavuzlara göre en büyük değişim 20-39 yaş arasındaki gruptadır. Bu grupta LDL >160 mg’ dl ve aile öyküsü, yüksek uzun dönem risk veya ailevi hiperkolsterolemi varsa lipid düşürücü tedavi önerilmektedir. Hatta 30 yaş altı risk faktörü olan ve LDL> 160 mg’ dl olan kişilerde de tedavi önerilir.
LDL-kolesterolü düşürme, ana tedavi hedefi olmaya devam etmektedir. Ancak yeni kılavuz, ‘NE KADAR DÜŞÜK, O KADAR İYİ‘ yaklaşımını daha güçlü vurgular. Yüksek riskli hastalarda hedef <55 mg/dl, çok yüksek risklilerde ise <40 mg/dl seviyelerine kadar indirmektir.
Tedavide ilk seçenek klasik ilaçlarımız olan statinlerdir. Yeterli düşüş sağlanamadığında ezetimib ya da farklı grup ilaçlar eklenebilir.
Sonuç olarak bu kılavuz; daha düşük LDL hedefleri, daha erken ve yoğun tedavi, yeni ilaç seçenekleri ve kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi ile kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinin mümkün olduğunu bir kez daha göstermiştir.