X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

Bülten Ana Sayfasına Dön

İklim Değişiminin Etkileri

İklim Değişiminin Etkileri

Uzm.Vet.Hek. Yudum İki Yakın

Ekim ayının ortasında İstanbul’da, mevsim normallerinin çok üzerinde ve ilçelere göre önemli farklılıklar gösteren yağışlar kaydedildi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 13–15 Ekim tarihleri arasındaki 48 saatte Beykoz’da metrekareye 274,4 litre, Sarıyer’de ise 208,3 litre yağış düştü. Bu miktarlar, 48 saatlik süreye dağıtıldığında Beykoz’da saatte ortalama 5,72 litre/m², Sarıyer’de ise 4,34 litre/m² yağışa karşılık geliyor. Ancak yağışın süre boyunca aynı şiddette gerçekleşmediğini, bazı saatlerde çok daha yoğun olabildiğini unutmamak gerekir.

İstanbul genelinde aynı 48 saatte ölçülen ortalama yağış miktarı metrekareye 119,2 litre oldu. Bu miktar, İstanbul’un eylül ve ekim ayları için uzun yıllara dayanan toplam yağış ortalamasını bile aştı.

Yağışlar yalnızca İstanbul’da değil, Marmara Bölgesi’nin doğusunda da ciddi sel ve su baskınlarına yol açtı. Sarıyer’in Ayazağa Mahallesi, Şile, Kocaeli ve Sakarya’da evler, iş yerleri, yollar ve köprüler zarar gördü; ulaşım aksadı, tahliye ve arama-kurtarma çalışmaları yürütüldü. 20 Ekim 2026 itibariyle açıklanan bilgilere göre İstanbul'daki sellerde 7 kişi, Kocaeli'nin Gebze ilçesinde dereye düşerek yaşamını yitiren 2 kişiyle birlikte toplam 9 kişi hayatını kaybetti. İstanbul'da kayıp kişileri arama çalışmaları tamamlandı.

Nepal’deki Felaket: Doğanın Verdiği İşaretleri Okuyabiliyor muyuz?

Görsel medyada İstanbul ve çevresindeki sellerin gücünü gösteren görüntüler, aklımıza Ağustos ayının son günlerinde Nepal’de yaşanan büyük felaketi getirdi.

Nepal-Tibet sınırındaki dağlık bölgede meydana gelen olayda, yüksek kesimlerdeki bir buzul kütlesinin çökmesiyle harekete geçen buz, kaya ve diğer malzemeler nehir sistemlerine karışarak yıkıcı taşkınlara yol açtı. Başlangıçta büyük bir sarsıntı ve gürültü ile kendini gösteren bu olayın deprem olabileceği düşünüldü. Ancak daha sonra yapılan incelemeler, kaydedilen sismik hareketin buzul ve kaya kütlesinin çökmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Uydu görüntülerinden yararlanan uzmanlar, buzulun alt bölümünden kopan büyük kütlenin vadiye düşerek buz, kaya ve çamur akışını tetiklemiş olabileceğini değerlendirdi. Olayın kesin tetikleyici nedenleri ise araştırma konusu olmaya devam ediyor.

Bu felaket, bilimsel gözlemlerin ve erken uyarı sistemlerinin önemini yeniden gündeme getirdi. Buzulların hareketleri, kaya kütlelerinin kararlılığı, buzul göllerindeki su seviyeleri ve nehir yataklarındaki değişimler günümüzde uydu sistemleri ve çeşitli ölçüm teknolojileriyle takip edilebiliyor.

Ancak verilerin toplanması tek başına yeterli değil. Bunların zamanında değerlendirilmesi, tehlikelerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.

Bir doğa olayının ne zaman ve ne büyüklükte gerçekleşeceğini her zaman ön göremeyebiliriz. Ancak bilimsel verilerden yararlanarak onun afete dönüşme olasılığını ve yaratacağı zararı azaltabiliriz.

İklim Değişimi ve İnsan Etkisi

Yakın zamanda yaşadığımız ve dünyanın farklı bölgelerinden haberlerini aldığımız bu felaketler, doğanın işleyişini ne ölçüde dikkate aldığımızı yeniden sorgulamamızı gerektiriyor.

İklim değişimi, atmosferin sıcaklık ve nem dengesini etkiliyor. Daha sıcak bir atmosferin daha fazla su buharı taşıyabilmesi, uygun meteorolojik koşullarda çok şiddetli yağışların oluşmasına katkıda bulunabiliyor. Ancak her selin tek nedeni iklim değişimi değildir. Yağışın şiddeti ve süresi kadar toprağın suyu emme kapasitesi, yerleşim alanlarının seçimi, dere yataklarının durumu ve altyapının yeterliliği de sonuç üzerinde belirleyicidir.

Doğal su akış yollarının daraltılması, dere yataklarına yapılaşma izni verilmesi, geçirimsiz yüzeylerin artırılması ve yetersiz drenaj sistemleri, yoğun yağışların felakete dönüşme riskini büyütüyor.

Yerleşim alanlarını belirlerken doğanın sınırlarını göz ardı etmenin, kısa vadeli ekonomik çıkarları uzun vadeli güvenliğin önüne koymanın sonuçlarını giderek daha ağır biçimde yaşayabiliyoruz.

Dere yataklarında düzenleme yapılması ya da yeni altyapı yatırımları da tek başına yeterli olmayabilir. Bunların değişen yağış koşullarına göre planlanması, bilimsel verilerle desteklenmesi ve düzenli olarak denetlenmesi gerekir.

İklim değişimi bir varsayım değil, bilimsel gözlemlerle ortaya konmuş bir gerçektir. Dünya geçmişte de büyük iklim değişimleri yaşamıştır. Ancak günümüzde gözlenen hızlı küresel ısınmanın temel nedeni, insan faaliyetleri sonucunda atmosferde biriken sera gazlarıdır.

Uzmanların geleceğe ilişkin hazırladıkları bazı senaryolar bugün bize çok uzak, hatta ütopik görünebilir. Oysa bu senaryolar, farklı koşullar altında ortaya çıkabilecek sonuçları bilimsel modellerle değerlendirmeyi amaçlıyor.

Yaşam süremiz sınırlı. Önümüzdeki yüzlerce yılda gerçekleşebilecek değişimlerin tamamını göremeyeceğiz. Ancak bu ay yaşadıklarımıza benzer aşırı hava olaylarının etkileri ile karşılaşmaya devam edebiliriz.

Bireysel olarak alabileceğimiz önlemlerin etkisi elbette sınırlıdır. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmenin sonuçlarını kısa sürede gözlemleyemeyebiliriz. Buna karşılık iklim değişimi konusunda bilgi sahibi olmak, bu farkındalığı çevremizle paylaşmak ve bilimsel verilerin karar süreçlerinde kullanılmasını önemsemek hepimizin sorumluluğudur.

El Niño: 2026–2027 Kışında Dünyayı Neler Bekliyor?

 

İklim değişimiyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka önemli doğa olayı da El Niño’dur.

El Niño, tropikal Pasifik Okyanusu’nun orta ve doğu kesimlerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla gelişen, atmosfer dolaşımını ve dünyanın farklı bölgelerindeki yağış ve sıcaklık düzenlerini etkileyebilen doğal bir iklim olayıdır.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) 21 Ekim 2026 tarihli güncellemesi, El Niño koşullarının güçlenmeye devam edeceğine ve deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki artışın Aralık 2026 dolaylarında zirveye ulaşabileceğine işaret ediyor. Kasım 2026–Ocak 2027 dönemi için tropikal Pasifik'in Niño 3.4 bölgesinde deniz yüzeyi sıcaklık anomalisinin yaklaşık +3,8°C'ye ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu, çok güçlü bir El Niño olasılığına işaret etmekle birlikte henüz gerçekleşmiş bir ölçüm değil, bilimsel modellere dayalı bir öngörüdür.

El Niño, küresel ortalama sıcaklıkları yükseltici yönde etkileyebilir. Ancak dünyanın her bölgesinde aynı sonuçları doğurmaz. Bazı bölgelerde aşırı yağış ve sel olasılığı artarken başka bölgelerde kuraklık, sıcak hava dalgaları ve su kaynakları üzerindeki baskı öne çıkabilir.

Dünyada Beklenen Etkiler

Kuzey Amerika: El Niño koşullarında ABD’nin güney kesimlerinde daha yağışlı hava koşulları görülebilirken kuzey kesimlerinde daha ılıman bir kış eğilimi ortaya çıkabilir. Ancak bölgesel sonuçlar diğer atmosferik sistemlere de bağlıdır.

Güney Amerika: Tropikal Pasifik’teki sıcaklık değişimleri, kıtanın farklı bölgelerinde yağış düzenlerini etkileyebilir. Bazı alanlarda taşkın, bazılarında ise kuraklık riski artabilir.

Avustralya ve çevresi: El Niño, Avustralya’nın bazı bölgelerinde daha kuru ve sıcak koşullarla ilişkilidir. Bu durum su kaynakları, tarım ve yangın riski açısından önem taşır.

Avrupa ve Akdeniz: El Niño’nun etkileri daha dolaylı ve değişkendir. Atlantik ve Avrupa üzerindeki atmosfer dolaşımı, bölgesel hava koşullarını belirlemede önemli rol oynar.

Türkiye’de Nasıl Bir Kış Bekleniyor?

 

Türkiye, El Niño’nun en doğrudan etkilediği bölgeler arasında bulunmuyor. Ülkemizin kış koşulları üzerinde Akdeniz ve Atlantik kaynaklı atmosferik sistemler, Kuzey Atlantik Salınımı (NAO), deniz yüzeyi sıcaklıkları ve bölgesel dolaşım özellikleri de belirleyici oluyor.

Bu nedenle yalnızca El Niño’nun güçlenmesine bakarak Türkiye’de kesin olarak kurak, yağışlı ya da ılık bir kış yaşanacağını söylemek mümkün değil.

Bununla birlikte Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kasım 2026–Ocak 2027 dönemine ilişkin mevsimlik tahminleri, ülkemizin büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklar ve birçok bölgede normalin üzerinde yağış olasılığına işaret ediyor.

Kasım 2026

Hava sıcaklıklarının Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da mevsim normalleri civarında; Batı Karadeniz kıyıları, Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda normallerin 1–2°C üzerinde; diğer bölgelerde ise 0,5–1°C üzerinde olması bekleniyor.

Yağışların Marmara, Ege’nin büyük bölümü, Akdeniz’in bazı kesimleri, Karadeniz ve İç Anadolu’nun kuzeyi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmesi öngörülüyor.

Aralık 2026

Türkiye’nin büyük bölümünde sıcaklıkların mevsim normallerinin 1–2°C üzerinde seyretmesi bekleniyor. Güney Ege, Akdeniz’in bazı kıyı kesimleri ve Güneydoğu Anadolu’da bu artışın 0,5–1°C düzeyinde olacağı tahmin ediliyor.

Yağışların Karadeniz kıyılarında ve ülkenin geniş bir bölümünde mevsim normallerinin üzerinde, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz kıyılarında ise normallerin altında olması bekleniyor.

Ocak 2027

Ocak ayında da ülke genelinde mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklar öngörülüyor. İç Anadolu’nun kuzeydoğusu ile Doğu Anadolu’nun güneybatısında sıcaklıkların normallerin 2–3°C, diğer bölgelerde ise 1–2°C üzerinde gerçekleşebileceği belirtiliyor.

Yağışların özellikle Marmara’nın doğu ve güneyinde, Karadeniz Bölgesi’nde, İç Anadolu’nun kuzeyinde ve Doğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde olması bekleniyor.

Bu tahminler, belirli bir gün veya yerde sel meydana geleceği anlamına gelmiyor. Mevsimlik tahminler geniş bölgelerin ortalama sıcaklık ve yağış eğilimlerini ortaya koyuyor; kısa süreli aşırı hava olaylarının zamanını ve şiddetini belirlemek için güncel meteorolojik uyarıların ayrıca izlenmesi gerekiyor.

Geleceği Öngörmek, Bugünden Sorumluluk Almak

İklim değişiminin sonuçlarını yalnızca sıcaklıkların yükselmesi ya da yağışların artması olarak değerlendirmek yeterli değil. Su kaynakları, tarımsal üretim, gıda güvenliği, insan sağlığı, yerleşim alanları ve doğal yaşam bu değişimlerden birlikte etkileniyor.

Bilim insanları iklim sistemlerini izlemek, olası değişimleri öngörmek ve riskleri azaltacak yöntemler geliştirmek için çok kapsamlı çalışmalar yürütüyor.

Ancak bilimsel bilgi, karar süreçlerine yansıtılmadığında tek başına toplumu korumaya yetmiyor.

Yaşadığımız afetler bize önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor: Doğayı bütünüyle kontrol edemeyiz; fakat onun işleyişini anlamaya, tehlikeleri önceden belirlemeye ve yaşam alanlarımızı bu bilgiler ışığında düzenlemeye çalışabiliriz.

İklim değişiminin gelecekte hayatlarımızı ve gelecek nesillerin yaşam koşullarını nasıl etkileyebileceğini anlamak için aşağıdaki videoları izlemenizi öneriyoruz. Bu çalışmalar, iklim sistemlerinin ne kadar kapsamlı biçimde incelendiğini ve bilimsel öngörülerin yaşamımız açısından taşıdığı önemi değerlendirmemize yardımcı olabilir.

İzlemenizi Önerdiğimiz Videolar

İklim değişimini bütünüyle durduracak ya da doğal afetleri ortadan kaldıracak tek bir çözümümüz yok. Ancak bilimsel bilgiye dayanan kararlarla, gelecekte karşılaşacağımız tehlikelerin afete dönüşme olasılığını ve sonuçlarını azaltabiliriz.


Kaynaklar

  1. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/istanbul-sonbaharin-ilk-iki-ayinda-aldigi-yagistan-fazlasini-iki-gunde-gordu/4090741
  2. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/sakarya-ve-duzcede-saganak-etkisini-surduruyor/4090648
  3. https://wmo.int/resources/publication-series/global-seasonal-climate-updates/gscu-ndj2026
  4. https://wmo.int/news/media-centre/el-nino-set-become-very-strong-raising-risks-of-extreme-weather-2027
  5. https://www.mgm.gov.tr/tahmin/mevsimlik-tahmin.aspx
  6. https://tr.euronews.com/2026/10/17/istanbuldaki-rekor-yagisin-nedeni-super-el-nino-mu

 


 

Görüşlerinizi Paylaşın