X
Kelime:
Kategori:
Tarih:
RadDatePicker
Open the calendar popup.
ile
RadDatePicker
Open the calendar popup.
 

“Bütün Ümidim Gençliktedir”

“Bütün Ümidim Gençliktedir”

Röportaj-İdil Seven

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı bültenimizde röportaj konuğumuz Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi sevgili Defne Yığcı.  

Dolu dolu bir eğitim hayatı olan Defne, Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra önce Amerika’da UC Berkeley Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji ana dal ve Çocuk Gelişimi, Erken Öğrenme ve Gelişim yan dal okudu. Şimdi ise Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi. 

Biz aslında onu, lisede kansere yakalanan en yakın arkadaşı Yağmur için yazdığı “Ben Aslında Tatlıyım” kitabı ile tanıdık. Sıcak sohbetimizde anlattığı bilim ve gönüllülük çalışmalarını öğrendiğimizde ise içimiz umut ve gururla doldu. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün Ümidim Gençliktedir” sözleri Defne ile olan sohbetimizde hep aklımızda, dilimizde ve kalbimizdeydi. Pırıl pırıl Türk gençliğini temsil eden Defne’yi gelecekte daha nice başarıları ile göreceğimize ve konuşacağımıza eminiz. Yolu açık olsun!  

DEFNE YIĞCI KİMDİR?

2018 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun oldum ve UC Berkeley’de Moleküler Biyoloji ana dal ve Çocuk Gelişimi, Erken Öğrenme ve Gelişim yan dal lisans eğitimime başladım. Bu dönemde 2020 Nobel Kimya ödülü sahibi Jennifer Doudna’nın laboratuvarında çalışma fırsatım oldu. Onur tezimi Dr. Doudna’nın danışmanlığı altında tamamladım. Hastanelerde uzun süre kalan çocuklara destek olmak için Paper Crane adında bir organizasyon kurdum. Paper Crane ile UCSF hastanelerindeki çocuklara haftalık sanat aktivite kitleri tasarlayıp gönderdik. Organizasyon büyümeye devam ediyor. Çocuk Gelişimi, Erken Öğrenme ve Gelişim yan dalımı da tamamladıktan sonra, 2021 yılında Summa cum Laude (en yüksek derece) ve şeref derecesi ile Molecular Environmental Biology & Human Health Concentration bölümünden mezun oldum. 2021 yılında Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başladım. Şu an tıp fakültesi dördüncü sınıf öğrencisiyim. İnterdisipliner araştırma çalışmalarında ve sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya devam ediyorum.

BEN ASLINDA TATLIYIM 

2017 yılında kansere yakalanan en yakın arkadaşın Yağmur’un tedavi sürecinde sağlıklı ve temiz beslenebilmesi ve şeker tüketimini kontrol altına alabilmesi için bir kitap yazdın ve bu kitabını Yağmur’a adadın. Bize BEN ASLINDA TATLIYIM’ın hikayesini anlatır mısın? 

Öncelikle şunu söylemek istiyorum, ben hiçbir zaman küçük yaşta creme brule yapabilen Master Chef Junior’daki çocuklar gibi olmadım. “Ben Aslında Tatlıyım” da ilk bakışta şekersiz ve unsuz tatlı tarifleri kitabı gibi görünüyor olabilir ama aslına bakarsanız, her türlü tatlıyı (ve özellikle gofret benzeri atıştırmalıkları) çok seven Yağmur’a sürpriz bir hediye olarak başladı. 

Tatlı yemek onu çok mutlu ediyordu, fakat, artık birçok kişinin de bildiği gibi katkı maddeli paketli gıda tüketimi sağlığı olumsuz etkiliyor. Ben de, Yağmur’a sağlıklı tatlı alternatifleri sunmak ve onu mutlu etmek için evde rafine un ve şeker kullanmadan tatlı tarifleri denemeye başladım. Yaptığımız tatlıların fotoğraflarını çektik ve ortaya “Ben Aslında Tatlıyım” çıktı. Sonrasında, tahminimizin çok ötesinde bir etki yaratarak pek çok farklı kişiye ulaştı. Hatta, Yağmur’la birlikte küçük çocuklara sağlıklı tatlı atölyeleri yaptık. 

KANSER TEDAVİSİ GÖREN HASTALARDA ŞEKER TÜKETİMİ DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ KONULARDAN BİR TANESİ. Bunun yanında “Ben Aslında Tatlıyım” aynı zamanda gluten hassasiyeti olanlar ve Çölyak hastaları için de fayda sağlıyor. 

Metabolik rahatsızlıklar olarak adlandırdığımız birçok hastalığın temelini gündelik hayattaki alışkanlıklarımız oluşturuyor. Sağlıklı beslenme aslında herkes için önemli bir konu. Yüksek katkı maddeli paketli gıdalar obezite başta olmak üzere birçok hastalığın önemli risk faktörleri arasında. 

Kitaptaki tariflerin bazıları tamamen glutensiz, bu nedenle Çölyak hastaları için de uygun. 

Çölyak, otoimmün bir hastalık. Gluten hassasiyeti olarak da biliniyor. Karbonhidratlarda bulunan gluten maddesine karşı gelişen bir reaksiyon sonucu, çölyak hastaları gluten içeren besinler tükettiğinde, ince bağırsaktan emilim sağlanamıyor. Bu da çölyak hastaları için birçok şikâyete sebep oluyor. 

Kitaptaki tariflerin bazıları tamamen glutensiz, bu nedenle çölyak hastaları için de uygun. Bunu aslında çocuklarla yaptığımız sağlıklı tatlı atölyelerinden birinde fark ettik. Kakaolu puding yaptığımız bir atölyede, çocuklardan biri heyecanla hayatında ilk kez puding denediğini söyleyince çok şaşırmıştık. Küçük kız çölyak hastası olduğu için kardeşlerinin severek yiyebileceği birçok tatlıyı yiyemiyordu. Bu puding örneğindeki gibi, kitaptaki glutensiz olan tüm tarifler çölyak hastaları için de uygun. 

Türk Kanser Derneği kitabı  genişletilmiş tariflerle kanser hastalarına ulaştırmak istedi.

Kitaba ilgi artınca, televizyon ve gazetelerde de Ben Aslında Tatlıyım’a yer verildi. Daha fazla tarif, Türk Kanser Derneği’nin tanıtımı ve beslenmeyle ilgili ek bilgilerle genişletilmiş bir baskı hazırlandı. Sonrasında Hürriyet Gazetesi kupon karşılığında kitabı tüm okurlarına hediye etti. Kitap halen tüm sanal mağazalarda satışta. 

Dolu dolu bir eğitim hayatın var. Şu anda Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisisin. Bilim ve sosyal sorumluluk yolundaki çalışmalarını gördüğümüzde içimiz umutla doluyor. Bu alanları nasıl seçtiğini ve eğitim hayatını bize anlatır mısın? 

Tıp okumayı seçmemde kendi çocuk doktorum Şirin Seçkin’in rolü çok büyük

Lisenin son yıllarına kadar mühendisliğe ilgim vardı, problem çözebilmeyi seviyordum, insanların hayatında fark yaratabileceğim bir meslek sahibi olmayı hayal ediyordum. Fakat tıp veya moleküler biyoloji hiç aklımda yoktu. İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde yaz okuluna gittiğimde, fizik ve mühendisliğin dışında, tıp ile ilgili de bir ders seçtim ve kalp diseksiyonu yapma fırsatım oldu, sonrasında tıp seçmeye kesin olarak karar verdim. 

Amerika’da pre-med olarak moleküler biyoloji seçtim. O dönem çocuk doktoru olmak istediğim ve çocuklarla çalışmayı sevdiğim için Çocuk Gelişimi üzerine yan dal yaptım.

“Amerika ve Türkiye arasındaki eğitim sisteminde büyük farklılıklar var”.

UC Berkeley büyük bir devlet okulu olduğu için, okula girdikten sonra rekabet artarak devam ediyor. Öğrenciler (özellikle pre-med, pre-law ve pre-business olarak adlandırılan tıp fakültesine, hukuk fakültesine ve işletme fakültesine hazırlananlar) not ortalaması, alanlarında tanınmış hocalarla çalışma fırsatı, sosyal kulüplere seçilme, staj olanakları yakalama gibi birçok konuda okulun ilk senelerinden itibaren birbiriyle rekabet ediyor. Aynı zamanda herkes kendi ilgi alanını keşfetmeye çalışıyor; bu nedenle kampüs hayatı çok hareketli. Öğrenciler hem kişisel gelişimlerini hem de kariyer gelişimlerini destekleyebilmek için okulda birçok alanda çok aktif rol alıyorlar. 

Bunun dışında, Amerika ülkemize kıyasla bireysellik kültürünün çok daha fazla benimsendiği bir yer. Okulda deneyimlenebilecek çok fazla şey olması, öğrencilerin hem akademik hem sosyal anlamda aktif olması beni de kampüste aktif olmaya itti. İlk dönemimden itibaren okulun sunduğu araştırma projelerine ve sosyal organizasyonlara katılım sağlayabilme gibi fırsatlardan yararlanmak, hem ülkeye hem okula adaptasyonumu çok kolaylaştırdı. 

Öğrenci topluluklarına girmek için bile başvuru ve mülakat süreçlerinden geçmeniz gerekiyor. 

Bunun tabi ki, büyük avantajları da var. Kendinizi daha iyi olmak için zorluyorsunuz. Üretmek isteyen, çalışmak isteyen, hayal kurabilen kişilerle birlikte çalışmak gerçekten çok keyifli. Aynı zamanda, çok uluslu ve kapsayıcı bir ortamda üniversite okumak farklı kültürlerden birçok arkadaş edinmenize ve onların deneyimlerinden de öğrenme şansı bulmanızı sağlıyor. 

PAPER CRANE 

Proje nasıl başladı, nasıl gelişti derseniz, aslında sadece bir fikir olarak başladı. 

Üniversite birinci sınıftayken, sosyal sorumluluk projesi geliştiren öğrencilerin mentörlük ve finansal destek almak için başvurdukları Peter E. Haas programına bu fikir ile başvuru yaptım. Kabul edildikten sonra kısa bir süre içerisinde, hem mentörlerimin hem de ders aldığım profesörlerimin desteği ile UCSF Benioff Children’s Hospital in Oakland ile iletişime geçtim. Gönüllülük Koordinatörü ve Çocuk Hayatı Uzmanlık Takımları ile projeyi detaylandırdık.  Sonrasında projede yer almak isteyen arkadaşlarımla okulda bir öğrenci organizasyonu kurduk, ve işe alım dediğimiz sürece başladık. Bu süreçte başvuru ve mülakatlar ile takımımızı genişlettik, aynı zamanda kaynak geliştirme aktiviteleri organize ettik. Kısa süre sonra hastanede çocuklarla haftalık sanat atölyeleri düzenlemeye başladık. 

“3 arkadaşımla başlattığımız Paper Crane ilk senesini tamamlarken 30 kişilik ekibe dönüştü”. 

Pandemi başladığında ise çocuklara destek olmaya devam etmek istiyorduk. Bu nedenle sistemimizi tümüyle değiştirdik. Çocuklar için sanat kitleri oluşturmaya başladık. Kitlerin içinde o hafta için tasarladığımız aktivite için gerekli tüm malzemeler ve basit yönlendirmeler yer alıyordu. Çocuk Hayatı Uzmanlık Takımının isteği üzerine lösemi ve terminal dönem hastaları için özel projeler hazırladık. İlk üç ayda 500’ün üzerinde sanat kiti yolladık. UCSF Parnassus kampüsü de projeyle ilgilendi, iki hastaneye de sanat kitleri göndermeye başladık. 3 arkadaşımla başlattığımız organizasyonumuz ilk senesini tamamlarken 30 kişilik bir ekibe dönüşmüştü. PAPER CRANE halen haftalık sanat aktiviteleri ile pediatrik hastaların psikososyal gelişimine destek olmaya devam ediyor.

PAPER CRANE okuldaki sosyal aktivizm ve sosyal sorumluluk kültürünün de aslında güzel bir örneği… Eğer bir projeye tutkuyla bağlıysanız, projeniz beğeniliyorsa ve çok çalışmaya hazırsanız, gerçekten destek bulabiliyorsunuz. Hem okulda bunu destekleyen fonlar ve sistemler var, hem de lisans öğrencilerinden profesörlere kampüsteki topluluğun bu tip projelere ilgisini görmek çok güzel. Paper Crane’in de büyüyerek hala aktivitelerine devam etmesi gurur verici. 

2020 NOBEL KİMYA ÖDÜLÜ SAHİBİ JENNIFER DOUDNA İLE LABORATUVAR ÇALIŞMALARI YAPMA İMKANI BULDUM.

UC Berkeley, çok büyük bir araştırma üniversitesi. Lisans seviyesinde giriş derslerinde Nobel ödüllü hocaları görebileceğiniz bir yer. Ben de araştırmalarda yer almayı, deneyim kazanmayı çok istiyordum. İkinci yılımda, Doudna Lab’e başvurup kabul aldıktan sonra CRISPR çalışmalarına katılma fırsatım oldu. 

Gerçekten bu kadar genç yaşta, alanlarında çok başarılı hocalarla çalışmak inanılmaz bir ayrıcalık. Her şeyden önemlisi, neler yapılabileceğini görmek, bu hocaların nasıl düşündüğünü, nasıl akademik makale çıkardığını görmek ve onlardan öğrenmek büyük bir tecrübe oldu. 

UC BERKELEY ve Sağlık Koçluğu Koordinatörlüğü

Sağlık Koçluğu dediğimiz aslında hasta ile doktor arasındaki köprüyü oluşturmak için, hastaların kendi sağlık durumlarını anlayıp buna göre yaşamayı öğrenmeleri için yaptığımız bir şey. Hasta ve doktor arasında dil, medikal jargon, hastanın beyaz önlük korkusu, ve tabi sosyal determinant dediğimiz Amerika’daki yüz yıllardır süregelen toplumsal sorunların sağlık sistemine yansıması gibi bazı önemli bariyerler var.  

Tabi ki, Sağlık Koçluğu ile bunların hepsini çözemiyoruz, fakat farkındalık oluşturarak, doktor hasta veya sağlık çalışanı hasta iletişimini güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Bunun dışında, hem hastalar hem sağlıklı kişiler için uygulanabilir ve devamlılığı olan plan hazırlama, sürekli spora başlayıp devam edememe veya ilaç almayı unutma gibi basit gözüken ama aslında çoğu zaman çözümsüz kalan sorunlara yaklaşıma değiniyoruz. 

Sağlık Koçluğu UC Berkeley’de hem tek kredili seminer tarzı ders olarak veriliyor, hem de öğrenciler isterlerse Sağlık Koçluğu öğrenci organizasyonuna katılıp huzurevlerinde gönüllülük esasına dayalı sağlık koçluğu hizmeti sunabiliyorlar. Ben de dersin koordinatörlüğünü yapıyordum. 

Tıp okumak 

Şu an eğitimime Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıfta devam ediyorum. Klinik stajlar, yorucu ve zorlayıcı olmakla birlikte gerçekten çok keyifli. Öğrendiğimiz bilgilerin, yaptığımız araştırmaların gerçekten insan hayatına dokunabildiğini görmek, insanlara yardımcı olan takımların bir parçası olarak çalışmak, her gün yeni insanlarla tanışmak ve yeni şeyler öğrenmek mutluluk verici.  

Biyomühendislik ve translasyonel tıp çalışmaları çok ilgimi çekiyor ve bu tip çalışmalarda yer alma fırsatım olduğu için çok mutluyum. Özellikle tıpta yapay zekanın kullanımı, hızlı ve sürekli sağlık takibi yapmamızı sağlayan akıllı saatler ve benzeri araçların geliştirilmesi, prognoz belirleyebilecek veya tanı konulmasını sağlayabilecek moleküler belirteçlerin bulunması gibi araştırmalarda çalışma fırsatım oldu. Bu çalışmalara devam etmeyi planlıyorum.

Yapay zeka hem tıpta kullanılan sensör, giyilebilir sağlık ürünleri, ultrason cihazları gibi araçların geliştirilmesinde hem de tanısal olarak, radyolojik, patolojik, ve hatta cilt lezyonlarının resimlerin sınıflandırılması gibi konularda araştırmalar büyük bir hızla ilerliyor.

Chatbot dediğimiz yapay zeka temelli ürünler artık yurtdışında USMLE gibi zorlu tıp sınavlarını geçebiliyor, ortalamanın çok üzerinde performans gösterip vaka bazlı soruların dışında medikal etik sorularını da doğru cevaplayabiliyor. Bütün bu ilerlemelerin umut verici olduğunu düşünüyorum, daha iyi tanısal yöntemler ve daha iyi tedavilerin geliştirilmesine olanak sağlayacağını tahmin ediyorum.

Tıp fakültesinden sonra cerrah olmak istiyorum, özellikle onkolojik cerrahiye çok ilgim var

Cerrahi asistanlığımdan sonraki dönemlerde de hem cerrahi hem de akademik tıp alanlarında ilerlemeye devam etmek istiyorum. 

“Sosyal sorumluluk ve gönüllülük bence tıbbın ayrılmaz bir parçası…”

Sosyal sorumluluk ve gönüllülük de hayatımda kesinlikle devam edecek!  Erken tanı konulabilmesi için “rutin görüntüleme” dediğimiz testlerin ulaşılabilirliğinin artırılmasından hasta ve hasta yakını destek projelerine kadar aslında yapılabilecek (ve belki de yapılması gereken) büyük fark yaratabilecek sayısız proje var… Bunların bazılarını gerçekleştirebilmeyi çok isterim…

Üniversiteye hazırlanan ya da üniversite hayatları yeni başlayan gençlere eğitim hayatları için şunu söylemek isterim, üniversite çok hızlı geçiyor, tadını çıkarın, olabildiğince çok deneyim edinin. 

Üniversitenin büyük bir parçası da kariyerinize başlayabilmek için doğru adımları atmak. Bunun için üniversitenin ilk yıllarından itibaren aktif olun, okulunuzun size sunduğu hem akademik hem de sosyal fırsatlardan yararlanın. Bence her şeyden önemlisi, severek okuyacağınız bölümü ve daha sonrasında severek yapacağınız işi bulmaya çalışın.  

 

Görüşlerinizi Paylaşın