Nadir Hastalıklar Nedir? Neden Önemlidir?
Uzm. Dr. Tahir İsmailoğlu
Nadir hastalıklar, toplumda çok düşük oranda görülen ve genellikle tanı konulması güç, yönetilmesi zor hastalıklardır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), nadir hastalıkları, her 2000 kişiden birinde görülen hastalıklar olarak tanımlar. Bu tanım genel bir tanımlama olmakla birlikte; ABD’de bu tanım ülke nüfusu içinde en fazla 200 bin, Japonya’da ise en fazla 50 bin kişide görülen, Avrupa’da ise 10 bin kişilik nüfusta 5 kişide görülen olarak WHO ile eş değer bir tanımlamayı içerir. Ancak, bu hastalıklar yalnızca fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda hastaların psikolojik ve sosyal yaşamlarını da derinden etkiler. Bu yazı ile nadir hastalıkların güncel bilimsel bulgular ışığında tanı ve tedavi süreçlerini derinlemesine ele almayı amaçladık.
Nadir Hastalıkların Genel Özellikleri ve Sınıflandırılması
Dünyada 7000’in üzerinde tanımlanmış nadir hastalık vardır ve yaklaşık olarak 350 milyon kişinin bu hastalıklardan etkilenmiş olduğu düşünülmekte, bu durumda tüm toplumda görülme oranının %3,5 ila %8 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Nadir hastalıkların %80’i genetik bir temele sahiptir ve büyük kısmı doğuştan gelir. Ebeveyn kromozomları aracılığıyla kalıtılabilen bir bireyin genomundaki mutasyonlardan kaynaklanır. Çevresel faktörler veya otoimmün reaksiyonlar gibi diğer etmenler de bazı hastalıkların gelişimine yol açabilir. Nadir hastalıkların yaklaşık %70-90'ı çocukluk çağında ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıklar, etkilenen organ sistemlerine bağlı olarak çeşitli alt gruplara ayrılabilir:
- Metabolik hastalıklar: Fenilketonüri (PKU), ornitin transkarbamilaz eksikliği gibi hastalıklar.
- Otoimmün hastalıklar: Sistemik lupus eritematozus, Wegener granülomatozu gibi hastalıklar.
- Nörolojik hastalıklar: Huntington hastalığı, Charcot-Marie-Tooth hastalığı gibi genetik nörolojik bozukluklar.
- Kardiyolojik hastalıklar: Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları.
Erken ve Geç Tanı Arasındaki Farklar
Nadir hastalıklar, çoğunlukla erken yaşlarda kendini gösterir. Bu hastalıklar, doğuştan gelen metabolik bozukluklar veya genetik hastalıklar ile ilişkilidir. Örneğin, PKU, doğumdan sonra yapılan kan testleriyle hemen teşhis edilebilen bir hastalıktır. PKU, fenilalanin metabolizmasındaki bir bozukluktan kaynaklanır ve tedavi edilmediğinde, ciddi nörolojik gelişim bozukluklarına yol açar. Ülkemizde PKU dahil, konjenital hipotiroidi, biotinidaz eksikliği, kistik fibrosis, galaktozemi, konjenital adrenal hiperplazi, spinal muskuler atrofi (SMA) hastalıkları başlıca tarama programlarının içindeki hastalıklarıdır. Yeni doğan tarama programları ne kadar çok nadir hastalığı erkenden tarama ve tanıma olasılığını içerirse gözlenecek fayda o derece çok olacaktır. Bu anlamda Avrupa’da İtalya örnek olarak verilebilir, 50’den fazla hastalık bu taramalarda test edilebilmektedir.
Ancak, bazı nadir hastalıklar geç yaşlarda tanı alabilir. Bu durum, genetik mutasyonların geç dönemde etkisini göstermesi, semptomların başlangıçta belirsiz olması veya hastalıkların ilk aşamalarının başka hastalıklarla karışması nedeniyle ortaya çıkar. Örneğin:
- Huntington Hastalığı: Huntington hastalığı, genetik kökenli nörodejeneratif bir bozukluktur. Hastalık genellikle 30'lu yaşlardan sonra belirtilerini gösterir ve çoğu hasta geç tanı alır. Bu hastalık, nörolojik ve psikiyatrik bozukluklara yol açar ve ölümcül bir ilerleyiş gösterir.
- Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS): ALS, motor nöronların dejenerasyonu ile karakterize edilen, genetik ve çevresel faktörlerin rol oynayabileceği bir hastalıktır. Genetik temelli formlarının %90'ında semptomlar 40'lı yaşlarda başlar, hastalığın ortalama başlangıç yaşı 55’tir.
- Marfan Sendromu: Marfan sendromu, bağ dokusunu etkileyen genetik bir hastalıktır. Bazı hastalar, kardiyovasküler problemleri yaşayana kadar bu hastalığın farkına varmazlar, ortalama tanı yaşı 19’dur.
Nadir Hastalıkların Tanı Süreci: Zorluklar ve Yaklaşımlar
Nadir hastalıkların tanısında karşılaşılan en büyük engel, belirtilerin belirsizliği ve hastalıkların yaygın hastalıklarla karışmasıdır. Bu hastalıklar, genellikle multisistemik etkilere yol açar ve bu nedenle tanı koymak, klinik gözlemlerle zorlayıcı olabilir. Hastalığın tanısının geç konulabilmesi bu yönüyle bir halk sağlığı problemi olduğunu da bizlere gösterir. Nadir hastalıkların erken tanı alabilmesi için, genetik testler ve laboratuvar incelemeleri büyük önem taşır. Birçok nadir hastalık, genetik mutasyonların sonuçları olarak ortaya çıkar. Örneğin, Spinal Müsküler Atrofi, genetik testlerle kolayca teşhis edilebilen bir hastalıktır.
- Genetik Testlerin Rolü: Genetik testler, nadir hastalıkların tanısında altın standarttır. Özellikle yeni nesil dizileme (NGS) teknolojileri, genetik bozuklukları daha hızlı ve doğru bir şekilde tespit etmeyi mümkün kılmaktadır.
- Klinik Değerlendirmeler: Klinik belirtiler, hastalığın hangi sistemi etkilediğini anlamak için önemlidir. Ancak, nadir hastalıkların çoğu, spesifik olmayan semptomlarla başlar (örneğin, kas zayıflığı, yorgunluk, eklem ağrıları), bu da doğru tanıyı koymayı zorlaştırır.
Tedavi Yöntemleri: Yenilikçi Yaklaşımlar ve Zorluklar
Nadir hastalıkların tedavi seçenekleri oldukça sınırlıdır. Nadir hastalık tanısı bulunan çocukların 5 yaşından önce hayatlarını kaybetme oranları maalesef %30’un üzerindedir. Yeni doğan taramalarının hiç aksatılmadan tüm dünyada uygulanması, bazı nadir durumları test etmek, morbidite ve mortalitenin önüne geçmek için hayati önemdedir. Çoğu hastalık için semtomatik tedavi uygulanmakta, ancak tedavi genellikle hastalığın kök nedenine yönelik değildir. Bununla birlikte, bazı nadir hastalıklar için yenilikçi tedavi yöntemleri geliştirilmiştir:
- Genetik Tedavi: 2010'lu yılların ortalarında, genetik hastalıklar için genetik tedavi araştırmaları büyük bir ivme kazanmıştır. SMA hastalığı, genetik tedaviye cevap veren ilk hastalık örneklerinden biri olmuştur. Spinraza ve Zolgensma, sırasıyla 2016 ve 2019 yıllarında Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi tarafından onaylanarak dünyada SMA hastalığı için onaylanıp piyasaya sürülen ilk 2 tedavi olmuştur. Zolgensma, 2020 tarihinde Avrupa İlaç Kurumundan da onay almıştır. Bu tedavi yöntemleri, SMA hastalarının yaşam kalitesini artırabilmektedir.
- Kök Hücre Tedavisi: Bazı nadir hastalıklar için kök hücre tedavisi gibi yenilikçi tedavi seçenekleri araştırılmaktadır. Özellikle kardiyolojik ve nörolojik hastalıklar için kök hücre tedavileri umut verici olmuştur. Örneğin, Duchenne kas distrofisi gibi genetik hastalıklar için yapılan klinik çalışmalarda, kök hücre tedavileri potansiyel bir tedavi yöntemi olarak öne çıkmaktadır.
- Klinik Araştırmalar: Nadir hastalıklar için yürütülen klinik deneyler genellikle sınırlıdır. Bununla birlikte, birçok ülkede ve kurumda nadir hastalıklar için tedavi geliştirme programları mevcuttur. Avrupa Birliği, nadir hastalıklar için Orphan Drug programlarını uygulayarak, bu hastalıkların tedavi edilmesi için teşvikler sunmaktadır (European Medicines Agency, 2020).
Hekimler İçin Öneriler: Erken Tanı ve Multidisipliner Yaklaşım
Hekimler, nadir hastalıkların tanısında ve tedavisinde kritik bir rol oynar. Bu hastalıkların tanısal süreçleri, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Nadir hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır:
- Sürekli Eğitim: Hekimlerin nadir hastalıklar hakkında sürekli eğitim alması gerekmektedir. Özellikle genetik hastalıklar ve yeni tedavi seçenekleri üzerine yapılan araştırmaların takibi önemlidir.
- Genetik Danışmanlık: Nadir hastalıkların çoğu genetik temellidir. Bu nedenle, hastaların genetik danışmanlık alması ve ailelere genetik testler önerilmesi önemlidir.
- Multidisipliner Yaklaşım: Nadir hastalıklar birden fazla sistemi etkileyebileceğinden, tedavi sürecine birden fazla uzmanlık alanının dahil edilmesi gerekmektedir. Örneğin, pediatristler, nörologlar, kardiyologlar, genetik danışmanlar ve fizik tedavi uzmanları arasında güçlü bir iletişim kurulmalıdır.
- Hastaların Psikolojik Desteği: Nadir hastalıklar genellikle yaşam boyu süren bir yolculuk olduğundan, hastaların ve ailelerin psikolojik destek almaları gerekebilir. Bu hastalıklar, yalnızlık, depresyon ve kaygı bozukluklarına yol açabilir, bu yüzden multidisipliner bir yaklaşımın parçası olarak psikolojik destek de sağlanmalıdır.
Sonuç: Farkındalık, Eğitim ve Araştırma
Nadir hastalıklar, tıbbi zorlukların ötesinde toplumsal bir meseledir. Bu hastalıkların daha iyi anlaşılabilmesi ve tedavi edilebilmesi için, toplumda farkındalık oluşturulmalı, bilimsel araştırmalar ve klinik deneyler teşvik edilmelidir. Hekimler, bu hastalıkların yönetilmesinde kritik bir rol oynar ve doğru eğitim ile hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli bir etki yaratabilirler.
Kaynaklar:
- https://link.springer.com/article/10.1186/s13023-024-03322-7
- https://ojrd.biomedcentral.com/articles/10.1186/s13023-024-03312-9
- https://ojrd.biomedcentral.com/articles/10.1186/s13023-022-02530-3
- https://www.aifd.org.tr/nadirhastaliklarraporu/tr.pdf
- https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/31639376/
- https://www.ema.europa.eu/en/human-regulatory-overview/orphan-designation-overview